Dil Derneği Başkanı Sevgi ÖZEL'in
77. Dil Bayramı Açış Konuşması


Değerli Dilseverler, Sevgili Gençler,
       Değerli Rektörler, Sevgili Öğretmenler, Saygın Milletvekillerimiz,
       Belediyelerimizin, Kitle Örgütlerinin Değerli Başkanları,
       Basın Yayının Değerli Üyeleri,

Düşünceleri, yazıları ve kitaplarıyla ülkemize emek veren, her türlü baskıyı aklın öncülüğü ve hukukun üstünlüğüyle göğüslemeyi ilke edinen saygın düşün, bilim, sanat insanlarımız, sizleri saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz!

Harf ve Dil Devrimlerini yaşama geçiren Mustafa Kemal’i ve arkadaşlarını, Türk Dil Kurumu’nun ilk Başkanı Samih Rifat’ı, yönetim kurulu üyeleri Ruşen Eşref Ünaydın’ı, Celal Sahir Erozan’ı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu; Dil Devrimine emek veren Ağakayları, Ataçları, Agâh Sırrıları, Dilaçarları, Aksoyları, onlarca devrimciyi saygıyla anıyorum!

77. Dil Bayramının başlığını da bir yıl önce yitirdiğimiz Türkçe sevdalısı, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, Türk Dil Kurumu Koçaklaması’ndan seçtik. Fazıl Hüsnü’yü de saygıyla anıyorum!

Bugün, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal’in başlattığı Dil Devriminin, devrimi yürütecek olan Türk Dil Kurumu’nun Dolmabahçe Sarayında yaptığı ilk Türk Dili Kurultayının 77. yıldönümünü kutluyoruz. Ne ki Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu 26 yıldır yok.

1950’den bu yana Atatürk’e ve devrimlere açıkça saldıramayanlar, 1960’larda, 70’lerde de Harf ve Dil Devrimlerini ve Dil Devrimini yürüten Türk Dil Kurumu’nu karalama yarışına girmişti. Sonunda Kenan Evren ve arkadaşları Türk Dil Kurumu’nu kapatmayı başardılar. Çoğunuz anımsayacaksınız, Türk Dil Kurumu’nu kapatmayı kafasına koyan Kenan Evren, öz Türkçe denen şeyi anlayamadığı için Türkçe kitaplar okuyamadığını, örneğin Eflatun’un Devlet adlı yapıtının İngilizcesini okuduğunu söylemişti.

       Evren, yenileşen Türkçeyi hiç anlamadığını söylerken, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nu karalarken, gerçekte Atatürk’ün devrimlerini hiç mi hiç anlayamadığını da kanıtlamış oluyordu. Hazırlattığı bir yasa tasarısıyla Atatürk’ün vasiyetnamesini, 17 Ağustos 1983’te hukukdışı bir yolla çiğnetmiş; Atatürk’ün dernek olarak kurduğu Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kapatarak karşıdevrim kapılarını ardına dek açmıştır.

       Kenan Evren ve ondan öncekiler, neden en çok Dil Devrimiyle, Türk Dil Kurumu’yla uğraştılar? Harf ve Dil Devrimlerine düşman olanlar, neden bugün TBMM çatısı altında bile, bu iki devrim geçmişle bağlarımızı kopardı diye çığlık atıyorlar?

       Harf ve Dil Devrimleri geçmişle bağımızı koparmıştır; ama hangi geçmişle, hangi bağları koparmıştır?

       Yüzyıllarca kendi insanını birey olarak tanımayan, ağzı dili bağlı kullar olarak gören, bireyi dilekçe yazamayacak kadar umarsız bırakan, kendi insanını yobazlara, üfürükçülere teslim eden geçmişle bağları koparmıştır.

       Cumhuriyetle gelen devrimler insanı insana kul eden tüm bağları iyi ki de koparmıştır. Bizler, hepimiz; özellikle kadınlar; her alanda yarışabiliyorsak; saçımızı başımızı, düşüncelerimizi saklamadan her kürsüde dimdik durabiliyorsak bunu Türk Devrimine borçluyuz. Geçmişi doğrusuyla yanlışıyla daha iyi anlamayı, geçmişin yanlışlarından ders almayı da Türk Devrimine borçluyuz.

       Türk Devrimini geleceğe taşıyacak olan Harf ve Dil Devrimleri, kayıtsız şartsız egemenliğin sahibi olan ulusa, kadın erkek herkese, inanç ve köken ayrılığı gözetmeden yurttaşlık kimliği kazandırmıştır.

       Mustafa Kemal’in “tevhidi tedrisat” olarak tarihe geçen eğitim birliği ilkesi, Harf ve Dil Devrimleriyle usun öncülüğündeki bilimsel ve sanatsal değerleri, bilgiyle donatmayı başararak çağdaş ve uygar dünya ile yarışacak yurttaşlar yaratmayı amaçlamıştır.

       Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, 1928’de Harf Devrimini yaparak, 1931’de Türk Tarih Kurumu’nu, 1932’de de Türk Dil Kurumu’nu kurarak, görkemli bir kültür devrimine ivme kazandırmıştır. Bu kültür devriminin en kısa tanımı ya da özü, ussal ve bilimsel olanla aydınlanmadır; siyasal ve kültürel bağımsızlıktır; laik eğitimin öncülüğüdür; birtakım kişi ve kurumların değil halkın egemenliğidir.

       Biliyorsunuz, devrim yasaları arasında yer alan Harf Devrimi, yıllardır eleştirilmekte, kendini “milliyetçi muhafazakâr” olarak tanımlayanlar fırsat buldukça yeni abecemizin yetersiz olduğunu dile getirmekte, devrimi yaralayacak adımlar atmakta, tepki görünce geri çekilmektedir.

       Türk Devrimiyle hesaplaşma aymazlığını “demokratikleşme” diye yutturmaya çalışanlara 77. Dil bayramında bir kez daha sesleniyoruz:

       81 yıldır kullanılan abecemiz, Türkiye Türkçesine özgü bir abecedir. Bu abeceyle ses, biçim ve anlam özellikleri birbirine hiç benzemeyen başka dilleri yazıya geçirmek olanaksızdır. Abecemize yeni harf ekleme önerisinin bilimsel dayanağı yoktur. Bu öneri, eski dil ve yazıya duyulan özleme, özgürlük, demokratikleşme gibi kılıflar uydurma çabasındaki anlayışın örtülü isteğidir.

       Anımsayacaksınız, abecemize harf ekleme önerisi, dört beş yıl önce AB temsilcilerinden gelmiş, buyruk makamındaki bu öneri dönemin kültür bakanınca olumlu karşılanmış, aynı kültür bakanı Arap abecesinden de harfler almak gerektiğini dillendirmiş, tepki alınca “Yanlış anlaşıldım” demek zorunda kalmıştır. Yanlış anlaşılmakla yanlış yapmak aynı şey değildir.

       Son haftalarda yazı ve dile yönelik olan ve bilimsel dayanağı bulunmayan yanlış ve yanlı savların, durup dururken ortaya atılmadığını özellikle belirtmek istiyoruz. Bu kirli oyun, 12 Eylül hukuksuzluğunun Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in vasiyetnamesini çiğnemeyi göze alarak Türk Dil Kurumu’nu kapatmasıyla başlamıştır. Atatürk kurumlarının kapatılması, 12 Eylülcülerin sıradan bir eylemi değildir. Dil Devriminin önünü kesmek için yapılmıştır ve şimdi sıra yasayla korunan Harf Devrimine gelmiştir.

       Bugün birtakım açılımlar yazı ve dilde düğümleniyorsa amaç, “birlik beraberlik” şarkısı eşliğinde düğüm çözmek değildir. Bu eylemin insan hak ve özgürlükleriyle ilişkisi ters taraftan kurulmakta, Türkçe konuşanlar da Türkçeden başka dilleri konuşanlar da açıkça kandırılmaktadır. Gerçekten de amaç düğüm çözmek değildir; tersine bir daha kolay kolay açılamayacak biçimde, Türk Devriminin bütününe düğüm atılmak istenmektedir.

       Cumhuriyetin eğitim birliği ilkesi 12 Eylülden önce bozulmuş; eğitim kurumları ve kuralları, ulusal ve evrensel değerlerden hızla uzaklaştırılmış; eğitimde dinsel ve ırksal öğeler baskın kılınırken, bir yandan da yabancı dille öğretimle dilde başlayan yabancılaşma yaşamın bütün alanlarını sarmıştır.

       Eğitim kurumlarımız, ürünlerimiz, işyerlerimiz, evlerimiz, kısacası kentlerden köylere dek bütün ülkemiz İngilizcenin işgali altındadır. Bugün Türkçeden başka dillerin yasaklı olduğunu, bu dilleri konuşanların kimlik bunalımı yaşadığını, zulüm gördüğünü söyleyenler ikiyüzlü davranmaktadır.

       Soruyoruz:

       İngilizcenin işgali altındaki Türkçe özgür müdür? Okullarının neredeyse hepsinde yabancı dille öğretim yapan bir ülkenin siyasal ve kültürel bağımsızlığı tehdit altında değil midir? Dil Devrimiyle kazandığımız yüzlerce sözcüğün yasaklanması, yeni sözcükleri kullananların hâlâ suçlanması baskı değil de nedir? 12 Eylül kafası Kürtçe konuşana baskı yaparken “olanak, olasılık, yanıt” diyeni süründürmedi mi? Atatürk’ün dernek olarak kurduğu Türk Dil Kurumu’nun yasa zoruyla devlet dairesi yapılması, bu kurumun siyasetin güdümüne sokulması, hangi hak ve özgürlük yasalarına, hangi hukuka uyar? 1987’de Dil Devrimini sürdürmek için kurulan Dil Derneği’nin kurulması yasak derneklerden sayılıp yıllarca yargılanması zulüm değil miydi?

       Biz bu oyunları 90 yıl önce bozmuştuk; yayılmacı işini biliyor; Kurtuluş Savaşından önce de yurdun her köşesini, doğu batı illerimizi kendi dilleriyle eğitim yapan yabancı okulları sarmıştı; şu gerçeği anlayayım artık:

       Yayılmacıyla içerdeki işbirlikçisi, her açıdan varsıl olan bu coğrafyada yaşayanların hiçbirini sevmiyor. Bu gerçeğin üstünü kapatanlar da tıpkı 90 yıl önce bağımsızlık savaşını engellemeye çalışanlar gibi yine sözde aydınlar… Bugün sözde aydınların kullandığı dile bakarak anlıyoruz ki ülkemiz yeniden aydın aymazlığıyla karşı karşıyadır.

       Kavramların içini boşaltanlar, laikçi, laikçilik gibi dilbilimsel açıdan da yanlış olan terimleri yaratanlar; ulusçuluk, ulusallık kavramlarını darbecilikle, yıkıcılıkla eşleştirmeye çabalayanlar kim, sözde aydınlar… Yakın tarihimizi gerçek dışı savlarla karalayanlar, yanlış yorumlayanlar; gözün gördüğü küflenmiş yeşilin pembe olduğunu kanıtlamaya çalışanlar kim; sözde aydınlar…

       Karacaoğlanların, Pir Sultanların, Oktay Rifatların, Nazımların, Dağlarcaların, onlarca sanatçının, bilimcinin kaleminden süzülüp gelen Türkçenin, bu denli kirletildiğine hiçbir dönemde tanık olmadık.

       Kimileri de Yazı ve Dil Devrimlerine saldırırken devrimle kazandığımız sözcüklere sarıldıklarını görmeyecek kadar kendinden geçmiş durumdadır.

       Her şeye karşın bu güzel yurdun doğası, tarihi ve gerçek aydınları direniyor; ama ürünleri, işyerleri, okulları da yabancılaştırılarak birer birer bizden uzaklaştırılıyor. Acımasızca yürütülen bu yabancılaştırma eylemi, inancı ve kökeni ne olursa olsun, bütün yurttaşlar için çok acı, yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

       Bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşları eğitim, sağlık ve hukuk başta olmak üzere, yaşamın bütün alanlarında ortak dille eğitim alarak anlaşmak zorundayız. Ortak dil ulusal birlik için olmazsa olmaz bağımızdır. Bu yurttaşlık bağı bizi daha barışçı, daha yurtsever, daha üretken kılacak; Mustafa Kemal’in “Yurtta barış, dünyada barış” ülküsü, aydın aymazlığının, yayılmacının yolunu kesecektir.

       Bizler, 80’li yıllarda Türkçe sözcükler yasaklanırken, siyasetçiler Türkçe dışındaki dillere ilişkin olarak bilimdışı, yanlış açıklamalar yaparken ve şimdi bülbül kesilen ünlüler fildişi kulelerinde saklanırken bilimsel akılla tepki verdik. Türk Devrimiyle edindiğimiz deneyimle ortak dil Türkçe dışındaki bütün dillere her zaman saygılı olduk; olmayı da sürdüreceğiz!

       İşte o zaman bu coğrafyada konuşulan dillerle söylenen bütün türküler, ortak sevincin, ortak üzüntünün yansıması olacaktır. Anımsayalım; tarihin her döneminde türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlü olmuştur; ama türküleri yakanlar da kendi gücüne güvenmeli, sözde aydının, bilgi eksikliği içindeki siyasetçinin, yayılmacının oyununa gelmemelidir!

       *

       Biraz sonra 16 yıl önce yitirdiğimiz Dil Devriminin ödünsüz savunucusu, büyük dilci Ömer Asım Aksoy’u saygıyla anarak, Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülünü, 100’e yakın yapıtı Türkçemize kazandıran değerli Çevirmen Veysel Atayman’a vereceğiz. Veysel Atayman’ı kutluyor, bize yeni yapıtlar kazandırmasını diliyoruz. Çünkü çok üretken bir dilci ve düşün insanı olan Ömer Asım Aksoy’un adını taşıyan ödülü almak, insanı daha üretken yapar.

       Bizler, Ömer Asım Aksoy’un laik cumhuriyetimizin temel özelliklerine, Dil Devrimine ve Türkçeye olan sevdasını örnek alarak yürüyoruz. Yürüyeceğiz!

       Ödüle katkıları için Ömer Asım Aksoy’un çocuklarına, torunlarına içtenlikle teşekkür ederiz.

       Her yıl Dil Bayramında verdiğimiz bir ödül de Dil Derneği Kerim Afşar Ödülüydü, ne yazık ki seçici kurulumuz bu yıl ödüle değer yapıt bulamadı. 6 yıl önce, bizler yine bu salonda Dil Bayramını kutlarken, o arkasında Türkçenin müziğini, sanatın ışığını bırakarak gitmişti. Türk tiyatrosunun ölümsüz oyuncusu, yönetmeni Kerim Afşar’ı da saygıyla anıyoruz.

       Ödülü yaşatmak için çabalayan Kerim Afşar’ın eşi Leyla Afşar’a da katkıları için teşekkür ederiz.

       77. Dil Bayramında da onur ödüllerimiz var. Ülkemize düşünceleri, yazıları ve kitaplarıyla emek veren düşün, bilim ve sanat insanlarına gönül borcumuzun bir bölümünü küçük bir anmalıkla ödemek, onlarla kucaklaşmak istedik. Ödülü kabul edip buraya geldikleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ederiz. Yalnız biri, sevgili Mustafa Balbay aramızda değil. Aramızda değil, ama yanımızda, içimizde… Özgürlük, barış tutkunu olan gerçek yurtseverlerin kapısına kırk kilit de vurulsa onlar yine özgür kalır, kilit vuranlar da kendilerini özgür sanır. Buradan Balbay’a selam ve sevgiler gönderiyoruz.

       Birçok sıkıntısı olan derneğimiz, Haziran 2009’da üye ödentisi ve bağışlarla yeni bir yer edindi; aylık Çağdaş Türk Dili dergimizi 21 yıldır çıkarıyor, Cumhuriyet Kitaplarının katkısıyla yayın yapıyor, üniversitelerin ve kimi kurumların katkısıyla kurultaylar düzenliyor, türlü etkinliklere katılarak dil bilincimizin yaralarını sarmak için çabalıyoruz. 22 yıldır Dil Derneği’nden elini çekmeyen aydınlanmacılara gönül borcumuz var. Bugüne dek el verme olanağı bulamayanlarla da bu bayramdan sonra el ele olma umudumuz var.

       Yıllardır derneğimize her açıdan destek olan Çankaya Belediyemiz, 77. Dil Bayramını da coşkuyla kutlamamızı sağladı. Çankaya Belediyemizin değerli Başkanı Sayın Bülent Tanık’a, Başkan Yardımcısı Sayın Ali Ulusoy’a, Çankaya Belediyemizin bütün emekçilerine teşekkür ederiz. Kültür ve Sosyal İşler Müdürümüz Ethem Torunoğlu çok yoruldu; Torunoğlu’na ve Çağdaş Sanatlar Merkezinin çalışanlarına, merkezin yöneticisi sevgili İsmihan Karahüseyinoğlu’na teşekkür ederiz.

       Cumhuriyet gazetemize teşekkür ederiz.

       Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne, Ankara Şubesine teşekkür ederiz.

       Bugün bu saatlerde derneğimizin İzmir temsilciliği Konak Belediyesinin; Bursa temsilciliğimiz Nilüfer Belediyesinin desteğiyle 77. Dil Bayramını kutluyorlar. Konak Belediyesi Başkanı Hakan Tartan’a, Nilüfer Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey’e, bu belediyelerin bütün emekçilerine teşekkür ederiz.

       *

       Yıllar önce, üniversite gençliği “Ses Bayrağımızı Gençlik Taşıyor” başlıklı Dil Bayramına hazırlanırken, güzel gözlü gençlerin arasında bir genç kız vardı. Bir ara bir söz etti; yadırgandığı görünce, “Türkçe için ben de kaygılanıyorum; bilgi eksiğimi de biliyorum, tamamlarım” diyerek dik duruşunu korudu. O yıl bayramı sundu; sonra başka etkinliklerimizi sundu. Türkçeyi doğru seslendirmek için görülmeye değer bir çaba içine girdi. Ankara Üniversitesi öğrencisiydi; Biyoloji Bölümünü başarıyla bitirdi; Karaelmas Üniversitesinde bilimsel yaşama adım attı; birkaç gün önce bir sınava girdi; bunu da kazandı; bilimsel deneyim kazanmak için yarın yurtdışına gidiyor. Daha erken gidebilirdi. Gidemedi.

       Aslı Gökdemir, geleceğe ilişkin umutlarımızı çoğaltanlardan… Yaseminler, Ozanlar, Alperler, Onurlar, Gökhunlar, Gizemler, Umutcanlar, Özgünler, Mehmet Osmanlar, Safiyeler…

       Gençlik yolu açılınca ussal, bilimsel ve sanatsal olanla yürümek değil, koşmak istiyor… Bir gün mutlaka en önde onlar koşacak…

       Bir gün mutlaka Türk Devriminin gücü başımızdaki kara bulutları dağıtacak, bir gün mutlaka Dil Bayramını bütün ülke, bütün gençlik coşkuyla kutlayacak!

       Bu duygularla 77. Dil Bayramımız kutlu olsun!