|
79. DİL BAYRAMINI
MUTLULUKLA, SEVİNÇLE Mİ KUTLUYORUZ?
Değerli Konuklar,
Mustafa Kemal’in başlattığı Dil Devriminin 79. yılına eriştik; Dil Bayramını kutluyoruz!
Bütün yurtta, bütün okullarda mutlulukla, sevinçle mi kutluyoruz?
Geçen yıl, Dil Bayramını buruk bir coşkuyla kutluyoruz, demiştim. Bugün "buruk coşku" tamlaması, çok hafif kalıyor.
2011 Türkiyesinde yalnız Dil Bayramını değil, bütün ulusal bayramları kaygıyla, içimiz acıyarak kutluyoruz.
Türk Devrimiyle, devrimlerin atardamarı olan Harf ve Dil Devrimleriyle kavgalı anlayış, devrimleri kılcal damarlarımızdan kazımaya; karşıdevrimin kara-yeşil bayrağını cumhuriyetin bütün kurumlarına çekmeye çalışıyor.
Yalnız Türkçe için değil, laik cumhuriyetimiz için, cumhuriyetle gelen bütün değerler için kaygılıyız. Ancak… Kaygıya yenilmek yok; devrim deneyimimizi içimizde uyutmak, suya düşen kâğıt parçası gibi pelteleşmek yerine, tıpkı ulusal Kurtuluş Savaşındaki gibi devrimci ruhu yeniden diriltmek zorundayız!
Bugün Dil Bayramı…
Bu bayram, Türk Devriminin özü olan Atatürkçü düşünceyle hesaplaşanların değil… İnancı ve köken farkını seçim sandıklarına dolayanların değil… Aya, güneşe göre yol ve yön değiştiren aydınımsıların değil…
Gerçek devrimcilerin, yılgınlığa yenilmeyen aydınlanmacıların bayramıdır!
Türkçenin özgürleşmesinin bayramıdır! Bayramımız kutlu olsun!
Bugün Atatürk’ün, 12 Temmuz 1932’de kurduğu Türk Dil Kurumu’nun, 26 Eylül 1932’de, Dolmabahçe Sarayında toplanan ilk Türk Dili Kurultayının 79. yılını kutluyoruz. Atatürk, iktidar baskısından uzak, özgürce çalışsınlar, siyasanın güdümüne girmesinler diye Türk Tarih ve Dil Kurumlarını dernek yapısıyla kurdu. Yine eliyle kurduğu Cumhuriyet Halk Partisinin koruyuculuğundaki “vasiyetnamesi”yle bu iki kuruma gelir bıraktı. Türk Tarih ve Dil Kurumları 28 yıldır yok. Atatürk’ün kalıtı çiğnenerek, adlarına, yapıtlarına, tüm malvarlıklarına yasa zoruyla el konarak kurumlar 1983’te kapatıldı. 1982 Anayasasıyla Atatürk kurumlarına el koymak; karşıdevrime yetmemiş olacak ki şimdi bu iki kurumu tümden yok etme tasarıları yapıldığını duyuyoruz.
Bugünkü kurum, bir devlet dairesidir. Devlet dairesi olmak kötü bir şey değildir; ancak kurucusu Kenan Evren olunca ve 12 Eylülün onca hukuksuzluğu düşünülünce, Başbakanlığa bağlı Türk Dil Kurumu’nun ne yiyip ne içtiğini, nelerle uğraştığını daha iyi anlıyoruz. Evren ve arkadaşları, 1940’ların sonunda devlet içinde örgütlenmesini hızlandıran Türk İslam sentezini, devletin eğitim-kültür siyasasının odağı yapmak, ulusun dil ve tarih bilincini silmek için Atatürk’ün kalıtını çiğnediler. Devrimlerin hızını azalttılar belki; ama önünü kesemediler; hiçbir zaman kesemeyecekler!
Gelin görün ki aradan geçen 28 yılda, toplumun dil bilinci yaralandı. Türk İslam sentezcilerinin buluşma yerine dönüşen Evren kurumu, göstermelik etkinlikler yapıyor; ABD’deki hocaefendinin Türkçe Olimpiyatlarında ödül alıp ödül veriyor; Atatürk kalıtını mirasyedi gibi harcıyor. Adı bir yolsuzluğa bile karışan Evren kurumunu yönetenler, denetleyenler kimdir bilmiyoruz; çoğu Türkiye Türkçesine uzak, tuğla gibi yandaş kitaplarına ne ödenir; kamuoyu bilmiyor. İşin acı yanı, ölçünlü dil ve yazım birliğini bozması, bu bozuk dili başta eğitim olmak üzere bütün kurumlara sokması, aydınları, üniversiteyi rahatsız etmiyor.
Böyle bir ortamda bayram kutluyoruz. Dilin, yeniden dinle ilişkilendirildiği bir ortamda bayram yapıyoruz.
Cumhuriyetten önce de Arap abecesi ve yapay bir dil olan Osmanlıca dinle ilişkilendiriliyor, halk sinsice yaygınlaştırılan bu yalana inanıyordu. Türküsünü, ağıdını dupduru bir Türkçeyle söyleyen, gelin görün ki dilekçe bile yazamayan halk, “ümmi, ümmet, kul”du. Bugün dilimiz yeniden dinle ilişkilendiriliyor ve eğitim düzeyi düşen halk “kul muamelesi” görüyor. Çokları artık “günaydın, iyi günler, hoşça kal” demiyor; “hayırlı sabahlar”la güne başlıyor; “hayırlı akşamlar; Allaha emanet ol ve bay bay”la esenleşiyor. Laik bir ülkede eğitim yılı, meclis, türlü kurumlar “başarı, sağlık, verimlilik” dilekleriyle değil, dinsel kavramlarla, “besmele”yle açılıyor; toplumun belleğinde dinle dili buluşturmanın esrik coşkusu yaşanıyor. Türk Devrimiyle hesaplaşanlar için
“hayırlara vesile” olacağı sanılan bilim ve hukuk dışı pek çok uygulama, laik cumhuriyetin yarını için “hayırlara vesile” olur mu?
İşte, bu nedenle kaygılıyız! İşte, böyle bir ortamda bayram kutluyoruz!
79. Dil Bayramında “Ortak Dilimiz Türkçeye Saygı” seslenişini uygun bulduk; dilbilimsel verilerle örtüşen bu başlığı özellikle seçtik. Bu başlık kimseyi rahatsız etmesin. Türkçeye güvenin ve saygının azaldığını, dahası dile saygısızlığın hangi boyuta ulaştığını herkes görüyor. Doğrusu, biz de epeydir düşüncelerine saygı duyduğumuz kimi aydınların, özellikle dil konusunda, dilbilimsel verilerle örtüşmeyen söz ve davranışlarından tedirgin oluyoruz. Yıllarca
"kol kırılır yen içinde" dedik… Savaşım verilecek onca alan, onca sorun varken yakınımızdakileri incitmekten özenle kaçındık; artık kırık kolu yeninden çıkarıp sağaltmanın, kırıcı olmadan birtakım gerçekleri dillendirmenin tam zamanı… Ne olur, dilbilimsel verileri, tarihsel ve toplumsal gerçekleri göz ardı ederek kimse bize dil dersi vermeye kalkmasın!
Öncelikle dilin de bilimi olduğunu, özellikle anımsatmak isterim. Kuşkusuz, dili doğru kullanmak için dilbilimci olmak gerekmez; ama dille ilgili yargılar öne süren her aydının, bir dilci kadar değilse bile, aydın sorumluluğunun gerektirdiği ölçüde Türkçenin öyküsünden, özellikle cumhuriyet öncesi durumundan ve dilbilimsel verilerden haberli olması gerekir.
Kimse kızmasın; çok acı, günümüzde kimi aydınlar, özellikle TV’lerde, birtakım açıkoturum ve söyleşilerde, dil ve tarih konusunda yeterli araştırma yapmadan ya da özellikle gerçekleri çarpıtarak toplumu etkilemeye çalışıyor. Kimi aydınlar “anadil” nedir, “anadili” nedir, “resmi ya da ortak dil” nedir; “ikidillilik, ulusal bilinç” ve dille ilgisi nedir; bunlar gibi birçok kavramı birbiriyle karıştırarak halkın kafasını karıştırıyor.
Bir ülkenin ulusal sınırları içinde birlikte yaşayan, her açıdan eşit olan bütün yurttaşlar, inanç ve köken farkı gözetilmeksizin birbirleriyle ve devletle tüm iletişimi ortak ya da resmi dille kurar; ortak dille eğitim alır, sağlık ve adalet kurumları başta olmak üzere, her alanda resmi dille konuşur ve yazar. Bir ulusdevlet olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ulusal bilincini pekiştirecek, yurttaşları ortak yaşamda ortak çıkarlarda bütünleştirecek tek araç ortak dil Türkçedir.
Bakınız, cumhuriyet öncesinde Osmanlı aydınları en çok yazı ve dili tartışırdı. Yeni okullar açarken hangi dille eğitim yapacağını bile bilemeyen imparatorlukta, Arapçayı zengin ve üstün dil gören Padişah II. Abdülhamit, 1876 Anayasasında resmi dilin Arapça olmasını istemişti. Saray Başkâtibi Sait Paşa o durumda Türklüğün yaşamayacağını belirterek karşı çıkmış, devlet memuru olacak Osmanlı uyrukluların Türkçe bilmesi zorunludur denmişti.
Bugün de aydınlar dili tartışıyor; cumhuriyet öncesinde Arapça Kuran’ın dili olduğu için üstün sayılıyordu; bugün yeniden Arapça sevdası hortluyor; yanına da yayılmacının dili İngilizce konuyor.
Yayılmacı devletler, kapitülasyon ayrıcalıklarını genişleterek imparatorlukta kendi dilleriyle eğitim yapan okullar açmıştı. Anadolu’da 300’e yakın Fransız, Amerikan, Rus, İtalyan, İngiliz, Alman, Avusturya okulu bulunuyordu. Bu okulların hemen hepsinin Anadolu’nun doğusunda bulunması, kuşkusuz rastlandı değildi. İmparatorluk, her türlü dinsel ve siyasal etkinliklere açık olan bu okulları denetleyemiyordu. Bugün artık, yayılmacı ve işbirlikçisi, tek tabanca… Türkiye’de yabancıların okul açmasına gerek kalmadı; çünkü eğitimi ulusal olmaktan çıkaranlar, bir yandan yabancı dille eğitimi yaygınlaştırarak, öte yandan iki dilde eğitim tartışmasını körükleyerek ulusu, resmi dili olan Türkçeyle düşünmekten uzaklaştırıyor.
Yıllardır “yabancı dille eğitim yanlıştır” diye haykırıyoruz; peki, iktidarlar duyuyor mu? 60 yıldır duymuyor; tersine yabancı dille eğitim yetmiyor; şimdi anadili İngilizce olan 40 bin öğretmen getirme planları yapılıyor. 40 bin yabancı öğretmen, okullardan geçip Anadolu’nun koynuna girecek! Acaba bu öğretmenler arasında, “star”larla politikacıların önünde eğildiği hocaefendinin okullarında yetişenler olabilir mi? Peki, yabancı dille eğitim ve yabancı adlandırma bütün ülkeyi işgal ederken Türk ve Kürt aydınları ya da sözde tarafsızlar neyi tartışıyor?
Değerli Konuklar,
Biz, akılcı ve bilimsel olandan başka gerçek tanımayız; kimseden de korkmayız; doğru bildiğimizi her yerde, her koşulda haykırırız! 79. Dil Bayramında bir kez daha inanç ve köken ayrımı gözetmeden, herkese sesleniyoruz: Bilimsellikten uzak siyasal yalanlarla bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları kandırılıyor!
Anımsayın, önce abecemizi tartıştırdılar. Uzmanların dışlandığı; avurdu yelli gazetecilerle politikacıların aklına estiği gibi konuştuğu tartışmalarla Türk abecesine “x, w, q” harfleri eklenerek Kürtçe ile Türkçenin tek abeceyle yazılabileceği söylendi. Tartışanlar, sık sık insan haklarından söz ediyordu.
Herkes duysun, ses ve yapı özellikleri birbirine hiç benzemeyen iki dili tek abeceyle yazmak, iki dili de bozmaya kalkışmaktır! Bunun neresi insan hakkı? Ses yapısı farklı iki dili tek abeceyle yazma önerisi, dili siyasaya araç yapmaktır; bilgisizliğin ta kendisidir!
Sonra abece konusu tavsadı; bu kez iki dilde ya da anadilde eğitim tartışması başladı. Tartışmalar, 21. yüzyılın başında, sözde aydınların, bilgi eksiği içindeki politikacılara çıkar kaygısıyla omuz vermesinden öte bir anlam taşımıyor. Fırsat bu fırsat, resmi dil kavramı üstünden Atatürk’e saldırılıyor; Türk Devriminin içi oyuluyor. Ortak dil, her ülkede ulusal eğitimin temel taşıdır; laik cumhuriyetin 88. yılına yaklaşırken o taşı yerinden kimse oynatamaz!
Her şeyi bilen sözde aydınlara bir not daha aktaralım: Ülkemizde kimi yurttaşlar ikidillidir. Dilbilimsel kaynaklar, “dünya nüfusunun aşağı yukarı üçte ikisinin ikidilli olduğunu” belirtmektedir. Her ülkede kökeni farklı eşlerden doğan ya da başka kökenden olmasına karşın, farklı bir çevrede doğup büyüyen ya da doğup büyüdüğü ülkenin eğitim ilkeleri ve ortak diliyle yetişen yurttaşlar ikidillidir. Örneğin bir Türkle Kürdün; bir Türkle Almanın çocuğu ikidilli olabilir. Türk ana babadan doğmasına karşın farklı bir coğrafya ya da çevrede yaşayan kişi de ikidillidir; ikidillilik, birey için bir kazanımdır. İkidilli oluş hiçbir yerde baskı, zulüm görme nedeni değildir; ikidilli olmayanlara karşı kullanılacak bir ayrıcalık da değildir. Bizim sözde aydınlar, ikidilli oluşun anlamını da bilmiyor. İkidilli olanlar da önce kendini tanımıyor.
Öte yandan birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de ortak dil Türkçeden başka diller konuşuluyor. Türkçenin ortak dil ya da resmi olması, bu dillerin yok sayılması anlamına gelmez; tersine ortak dille ve yurttaşlık bilinciyle ortak çıkarlara sahip çıkan herkes, bütün dillere saygılı olma kültürü edinir; ikidilli olanlar da bu özelliğini özgüvenle taşır. Birçok ülkede ikidilli insanlar, yaşadıkları ülkenin ortak diliyle eğitim alır; ama anadilini geliştirmek için de demokratik yol ve kurumlardan yararlanır.
Bugün tartışmaların odağına Kürtçe yerleştiriliyor; uçuşup duran savları biliyorsunuz. Peki, sözde aydınlar, Türkçenin başına gelenleri niçin göz ardı ediyor? Sözde milliyetçiler, 60 yıldır öz Türkçe sözcüklere uydurukça demedi mi; “devrim, olanak, olasılık, yanıt” diyen komünist diye kovalanmadı mı; Türkçe sözcükler devletçe genelgelerle yasaklanmadı mı? Şimdi “Türk, Türkçe, Türk Devrimi, Atatürkçü düşünce…” diyen herkes, “ulusalcı” diye aşağılanmıyor mu? Laikliği savunanlara “laikçi” denmiyor mu?
Tarih yazdığını sanan, Türk İslam senteziyle beslenen “milliyetçi muhafazakâr” anlayış; önce “laiklik, milliyetçilik, demokrasi…” gibi kavramları “dinsel ve ırksal” bakışla yeniden tanımlamak istedi. Kıvıramadı; özellikle “laiklik”e ağzına “layık” bir tanım bulamadı; yeniden tanımlamak yerine, kavramları asıl anlamından uzaklaştıran bir yola girdi. İşte Milli Eğitim Bakanlığı, ulusal eğitimden, milli sıfatını silen, tüm ulusal değerleri sıfırlayacak çabalar içinde… Ya üniversitenin durumu; bu üniversiteyi dut yemiş bülbüle benzetmeyin ne olur; bülbülü harcamayın!
Atatürk, Türkçenin ulusal dil olmasını sağlayacak yolu açmıştı. Çünkü dili, ulusu oluşturan ve ulusçuluk anlayışını pekiştiren ana öğelerden biri olarak görüyordu. Medeni Bilgiler kitabında, ulus olmada dil birliğinin önemini açıklamış, “Türk ulusunun dili Türkçedir” demiştir. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte bütün devlet ve eğitim kurumlarında yazılı ve sözlü olarak kullanılan ortak dil, dilbilimsel adıyla Türkiye Türkçesidir. Türkiye Türkçesi, cumhuriyetin kurucu çoğunluğunun dilidir.
Dilbilimsel açıdan da ortak dil, “bir ülkede çoğunluğun konuştuğu” ölçünlü dildir. Hiçbir dil, durup dururken resmi dil olmaz; bir dilin, ölçünlü eğitim, bilim, sanat dili olabilmesi için tarihsel, bilimsel, sanatsal bir geçmişe sahip olması gerekir. Biz, olay ve oluşumlara bilimsel açıdan bakar, dilbilimsel veriler ışığında değerlendiririz. İki dilde ya da anadiliyle eğitimi tartışanların konuşma ve yazılarında kullandıkları dile, öne sürdükleri savlara bakıyoruz; inanın bilimsel akıldan çok uzak… Dahası bazı öneriler, yanlış olduğu bilinmesine karşın özellikle yineleniyor. “Niçin, nasıl, sonra ne olacak?” sorularının hiç karşılanmadığı bu tartışmaların siyasal boyutunu irdelemek politikacıların işidir, diyoruz.
Adına ister resmi dil deyin, ister ortak dil, Türkçe, tekdilli ya da ikidilli olan bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için çatı dildir. Bu coğrafyada, yüzyıllarca her dönemde ortak iletişim aracı olmuştur. Halk, devlet dairesine gitti mi kullanamadığı Osmanlıcayla karşılaşıyor; tüm alışverişlerini, düğünlerini Türkçeyle yapıyor; acıyı Türkçeyle paylaşıyor; komşuluklarını Türkçeyle sürdürüyordu. Türk kökenli olmamasına karşın Türkçenin sözlüğünü yapan; eğitime, bilime, sanata ter akıtan; anıtlar diken; müziğe, tiyatroya, sinemaya renk katan ve hepsi bu coğrafyadan beslenen bilimcileri, sanatçıları, ustaları unutup yok sayabilir miyiz?
İşte, 79. Dil Bayramını inanç ve köken farkının sömürüldüğü; cumhuriyet kurumlarının boşaltıldığı; iyi kötü varlığını duyumsadığımız laik eğitim sistemin çökertildiği, bulutların güneşi kapattığı bir ortamda kutluyoruz!
Mustafa Kemal dilde devrimle düşünce özgürlüğünün yolunu açmıştı. Bugün sürekli Atatürk’e saldıran dincisi de ırkçısı da devrimcilerin yarattığı Türkçeyle konuşuyor. Tüm engellere karşın Dil Devrimi sürüyor. İşte, Mustafa Kemal devrimciliğinin gücü budur!
22 Nisan 1987’de kurduğumuz Dil Derneği, tüm sıkıntıları, engelleri göğüsleyerek karşıdevrime boyun eğmeden yürüyüşünü sürdürecektir!
Sözlerimi bitirmeden önce Atatürkümüzü, Türk Dil Kurumu’nun ilk başkanı Samih Rıfat’ı, ilk yöneticileri Ruşen Eşref’i, Yakup Kadri’yi, Celal Sahir’i saygıyla anıyorum.
Anıt insan Ömer Asım Aksoy’u ve büyük sanatçı Kerim Afşar’ı saygıyla anıyorum. Türkçeye ve ülkemize emek veren bütün aydınları saygıyla anıyorum. Devrimci ilkelerini ödün vermeden koruyan bütün aydınları saygıyla selamlıyorum.
Çankaya Belediyesi, Dil Derneği’nin kuruluş yıllarından başlayarak Dil Bayramlarının ev sahibi oldu. Çankaya Belediyesinin dünkü başkanlarına, bugünkü Başkan Bülent Tanık’a; Sosyal ve Kültürel İşler Müdürü Ali Tekin ve çalışma arkadaşlarına; Çağdaş Sanatlar Merkezinin yöneticisi İsmihan Karahüseyinoğlu’na, bu salonda iki gündür bizler için koşturan tüm emekçilere gönül borcumuz var; sağ olsunlar!
Cumhuriyet gazetesi 24 yıldır sesimiz oldu. Cumhuriyet gazetesinin kendi uzakta, gönlü bizimle bir önceki temsilcisi Mustafa Balbay’a gönül borcumuz var. Ona özlem yüklü sevgiler gönderiyoruz. Şimdiki temsilci Utku Çakırözer’e teşekkürümüz büyük. Işık Kansu, Selda Güneysu ve tüm Cumhuriyet çalışanları sağ olsun!
Kitle örgütlerinin omuz omuza olması gereken günlerdeyiz. Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay’a; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Ankara Şubesi Başkanı Ayşe Ceyhan’a; Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan’a; Türk Hukuk Kurumu Başkanı Tuncay Alemdaroğlu’na ve bu örgütlerin tüm üyelerine gönül borcumuz var; sağ olsunlar!
Törenimizi izleyen basın kuruluşları sağ olsun! Yabancı dille öğretim yapmayan Başkent Üniversitesinin kurucusu Prof. Mehmet Haberal’a, onun kurduğu, iki gündür etkinliklerimizi izleyen Kanal B’ye çok teşekkür ederim; sağ olsunlar!
Düşündükleri için özgürlükleri alınan bütün gazetecilere, bütün bilimcilere dayanma gücü diler, buradan, başkentten, hepimizden sevgi, saygı sunarım!
Onur ödüllerimizi kabul eden Gazeteci-Yazar Özgen Acar’a, Gazeteci-Şair-Yazar Attila Aşut’a; Niliüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e, Yazar Nadir Gezer’e, Oyuncu-Yönetmen-Çevirmen Ahmet Levendoğlu’na, bilimci Prof. Dr. Bülent Sankur’a, cumhuriyet kızı Şenal Sarıhan’a, bilimci Prof. Dr. Sedat Sever’e, emekli Büyükelçi Sacit Somel’e, bilimci Prof. Dr. Erdoğan Tekin’e, Yazar Öner Yağcı’ya, Gazeteci-Yazar Ergin Yıldızoğlu’na… Kuruluş yıllarımızdan bu yana yanımızda olan tüm sanatçılara, bilimcilere; değerli
bilimci Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz’e; “Bir Gün Mutlaka” diyen şairimiz Ataol Behramoğlu’na; Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan’a… Bursa Temsilcimiz Hakan Akdoğan’a; bugün İzmir’de Dil Bayramını kutlayan İzmir Temsilcimiz Bekir Yurdakul’un öncülüğündeki aydınlara, İzmir Karabağlar Belediye Başkanı Sıtkı Kürüm’e çok teşekkür ederim.
Bayramı sunmak için Antalya’dan koşup gelen Aslı Gökdemir Tekeli’ye, Aslı gibi gençleri yetiştiren ana babalara teşekkür ederim…
Bayram hazırlıklarını yürüten dernek çalışanlarını sizler adına kucaklar; dernekten emeğini elini çekmeyen, burada olan olmayan üyelerimize selam ederim!
Bu töreni onurlandıran sizlere gönül borcumuz var; sağ olun!
Bayramımız kutlu olsun!
|