|
Değerli Konuklar,
Varlığınızla güç verdiniz, umut verdiniz!
Sağ olun, var olun!
Atatürkçü düşünceden, devrimci inadımızdan ödün vermeden 80. Dil Bayramını kutluyoruz. Hoş geldiniz!
80. yıla hazırlanırken Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’ndaki 40. yıl etkinliklerini anımsadım: 26 Eylül 1972…
Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Macit Gökberk ile Genel Yazman Ömer Asım Aksoy’un öncülüğünde coşkuluyla bayramı kutladık. 27-30 Eylül arasında Divanü Lûgat-it-Türk’ün yazılışın 900. yıldönümünde düzenlenen bilimsel kurultaya Almanya, Amerika, Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Danimarka, Fransa, Japonya, Macaristan, Norveç, Polonya, Romanya, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’dan gelen, dünyaca tanınmış 45 Türkbilimciyle Türkçe konuştuk. Bizim akademiciler, Kubbealtıcılar, Türkçeyi geliştirmek için kurulan ama Osmanlıcayı köpürtmeye çabalayan ve devrimi “Türkçenin karanlık günleri” diye aşağılayanlar, o dönemde de Dil Devrimi denince isilik dökmüş gibi kaşınırken yabancı dilciler, Türk Dil Kurumu’nun ve Dil Devriminin başarısını alkışlıyordu.
40 yıl, 22 yaşında biri için uzun bir zamandı. 1972’de, 70 yaşı geride bırakan Ömer Asım Beyle yaşıtımmış gibi söyleşirken 40 yılı, 400 yıl gibi gözümde büyütmüştüm. Gülümsemesi ve sözleri belleğimden silinmedi.
“Devrim de senin gibi çok genç… Devrimler, sizinle birlikte büyüyecek; ama yaşlanmayacak, devrim ruhu hep genç kalmalı. O ruhu, siz de ardıllarınıza aktaracaksınız” demişti.
Kırk yıl geçti; 40 yıl önceki ülkelerin kimi bölündü; kimi silindi; yayılmacı, kendi gücünün ayrımında olmayan, siyasal ve ekonomik bağımsızlığına sahip çıkamayan coğrafyaları hallaç pamuğu gibi attı. 90 yıllık devrim deneyimi olan laik cumhuriyetimiz de yayılmacının oltasına takılan,ulus bilinci, yurt sevgisi aşınmış kafalar yüzünden yara bere içinde…
26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında toplanan ilk Türk Dili Kurultayının yıldönümü olan 80. Dil Bayramını, devrim ruhunun yaralandığı bir ortamda kutluyoruz. Karşıdevrim, Atamızın ölümünden sonra saklandığı kovuklardan burnunu çıkarmış, ormanlar yok edilirken orman yeşili ulusal bilincin üzerine çöreklenmiştir.Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu, her dönem sözde “milliyetçi”lerin en büyük takıntısı olmuştur; Atatürk’ün yanında Dil Devrimini “Türk Rönesansı” diye tanımlayanlar, 1950’li yıllarda döneklik yapmış, 1967’de, 1972’de de TDK’yi kapatma düşleri kurulmuştur. Karşıdevrim 1983’te Kenan Evren takımıyla el ele verip Ata’nın “vasiyetnamesi”ni çiğneyerek Atatürk kurumlarını kapattırmayı başarmıştır. Yenileşen dille düşüncede yenileşir. Düşüncesi yenileşen toplum, din ve ırk baskısı tanımaz. Sorar, sorgular, korkmaz, sinmez, hakkını arar. Özgür düşünceli bir toplumu kimse kandıramaz. Karşıdevrim bunu bildiğinden, devrimlerin önüne dikilmiştir.
40 yıl önceyi anımsayalım: 70’li yıllarda Milliyetçi Cephenin gaz verdiği karşıdevrim, laik cumhuriyetle hesaplaşmak için devlet eliyle örgütleniyordu. Bugün Kenan Evren’in kurumunda devrim karşıtlarına omuz veren bazı hocalarım vardı; pazartesi devrimciyken perşembeye karşıdevrimciliğe yükseliyorlardı. Türk İslam sentezi yeraltından çıkmış; 12 Eylüle uzanan yolun taşlarını döşüyordu. O günlerde de “Ülkemiz zor günler geçiriyor…” deniyordu.
60 yaşı geride bıraktım; güzel yurdum, bildim bileli zor günler yaşıyor.
Ne yana baksak karamsarlık, kimi dinlesek yakınma…
İşte bütün aydınların, bütün yurtseverlerin sorgulaması gereken nokta budur: Devrim ruhunu diri tutacak devrimciler nerde?
Toplum sürekli iki ileri, beş geri yürütülüyorsa; çocuklar bile karamsarsa, bu durumu “zor” diye nitelemek yanlıştır.
Dil Derneği’nde çeyrek yüzyıldır direniyoruz; 25 yılda neler gördük geçirdik… Kurulması yasak dernekten saydılar; oraya buraya sokmadılar; açıktan ya da sincice izlediler; yılmadık. Atatürk’ün kalıtını çiğneyerek Türk Tarih ve Dil Kurumlarını yasa zoruyla yıkan Kenan Evren’in Dil Kurumu’nun bozduğu ölçünlü dil ve yazım birliğini herkese anlatmaya çalıştık. Birçok yayın yaptık; dergiler çıkardık; yurdun her köşesine koştuk. Ağzı dili bozuklara tepki verdik. 25 yıl önce, yabancı dille eğitime ve yabancı adlandırmaya karşı çıktık; tepki aldık; bir süre yalnız kaldık. Küreselleşme, yenidünya masalı çokları için Alaattin’in büyülü lambası gibiydi.
Lambadan çıka çıka ne çıktı, işte ortada…
Zaman bizi doğruladı. Yabancı dille eğitim alan, ortak dilimiz Türkçeyle iki tümce kuramayan iki kuşak yaşama atıldı; ana baba oldular. Kadınlar bebek değil, “baby” emziriyor; ıspanağın bile “baby”si var; bütün esenleşme sözleri dinselleşti; okullar başarı dileğiyle değil, besmeleyle açılıyor; kadınların kapanmasını özgürlük sandık; “türban”lı 4+4+4’ün yolda olduğunu söyleyene inanmadık; topluca “inşallah” ile “okey” arasına sıkıştık.
Bugün köprülerin altından su değil, karşıdevrimin çamuru akıyor; karşıdevrim yeşil bayrağını asa asa koşuyor! Artık gerici, gericilik, irtica aklanıyor. “Milliyetçi muhafazakâr”lıkla övünenler, “milliyetçilik”i soyundular; Türkçesi olan “ulusalcılık”ı darbeyle eşleştirdiler; Türkçesi tutuculuk olan “muhafazakârlık”ın gericilik aşamasına geçtiler.Kullandıkları dile bakıyoruz; Arapçaya, Osmanlıcaya hayranlar; dil ucuyla “muasır medeniyet”e ulaşmaktan söz ediyorlar. “Muasır medeniyet’i, dün “batıl batı” diye aşağılıyorlardı; bugün ya “muasır medeniyet”in doğup yükseldiği ülkelere ya “muasır”ın “m”si bulunmayan coğrafyalara turistik gezi sanıyorlar.
Çarıklı kurnazlığıyla kavramları boşalttılar. Atatürkçülüğü silerken Atatürkçülükle özdeş olan Kemalizmi, içini boşalttıkları ulusalcılığa gönderme yaparak “statükoculuk” yaptılar. Hızla, türlü oyunlarla inanç ve köken sömürüsünü katladılar.
Atatürk’ün ulusçuluk anlayışı, “Panislamizmi, Pantürkizmi ve ümmetçilik”i reddeder; kültüre ve eğitime dayalıdır; ilkin bireyin düşünce biçiminin çağdaşlaşmasını öngörür; bireyin dinini ve ırkını değil, kendini özne sayar.
Bu nedenle biz, 80. Dil Bayramında inanca ve ırkçılığa bulanmış her türlü “milliyetçilik”i şiddetle reddediyoruz!
Arap abecesi ve Arapça-Farsça karışımı Osmanlıca, yüzyıllarca dinle ilişkilendirilmiş, okuryazar bile olamayan, “ümmi ümmet kul” sayılan halkın din baskısıyla sömürülmesine yol açmıştır. Harf ve Dil Devrimleri, dil ile din bağını koparmıştır. Bu iki devrime düşmanlığın özü budur; 4+4+4’lük eğitim ucubesi, bu düşmanlığın ürünüdür.
Atatürk ulusçuluğu, ulusal ve evrensel değerleri, evrensel bilgi ve sanatla harmanlamayı öngörür; 1919 Aralığında Ankaralılara şöyle seslenmiştir:
“Bireyler düşünür olmadıkça, kitleler istenilen yöne herkes tarafından çekilebilir.”
Yaşadığımız bu karanlık dönemin özeti budur. Her yöne çekilebilen kafalar yüzünden aydınlarımız düşündükleri için bombalanmış, kurşunların hedefi olmuş, yakılmıştır. Bu nedenle bugün Silivri zindanındadır. 80. Dil Bayramında, düşündükleri, adalet ve demokrasi istedikleri için Silivri’de bedel ödeyen aydınları sevgi ve saygıyla selamlıyorum!
Atatürk ulusçuluğunun ana hedeflerinden biri “tam bağımsızlık”tır. Özgürlük ve bağımsızlık, Atatürk’ün “karakteri”dir. Özellikle 1950’lilerden bu yana, “karakterinde” özgürlük ve bağımsızlık ülküsü taşımayanlar yüzünden, özgürlük ve bağımsızlıktan uzaklaştık! Bu durumdan etkilenecek ilk kurum, dildir!
Toplumun gözü önündeki kişilerin diline baktığımızda, hepimizi tedirgin eden kültürel yozlaşmayı görüyoruz. Ben, bu yaşıma dek dilin bu denli çirkinleştirilerek siyasaya araç yapıldığına tanık olmadım. Bugün tutucu siyasanın dilinde aklın öncülüğü, bilimselliğin kırıntısı, sanatın “s”si yoktur! Devrimlere ve devrimcilere yönelik nefret baskındır.
66 aylık çocuğu, ana babaların özgür seçimini engelleyerek altyapısı allahlık, üst kapısı olmayan binalara sokmak; Kuran kurslarını MEB çatısı altına almak, 8-9 yaşındaki çocuğa “siyer” öğretmek, eski yazı ve dili diriltmek, İngilizcenin yanında Arapçayı yapıştırmak, ülkeyi geçmişin karanlıklarına sürükleyecek tuzaktır.Çocuk ve gençlerimize ihanettir!
80. Dil Bayramında sevince ve tasaya herkesin yurttaşlık bilinciyle, yurttaşlık penceresinden bakmasını öneriyoruz!
Türkçe bu coğrafyada yüzyıllardır çatı dildir; hangi inanç ve kökenden olursak olalım, ortak hak ve özgürlüklere, ortak çıkarlara sahip çıkmak için ortak dille doğru anlaşmak, ortak dil dışındakilere saygı duymak zorundayız. Türkçenin resmi dil olması, başka dillerin yadsınması anlamına gelmez.
Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyerek Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kapatan Kenan Evren aklı ve tutucu kültür bakanları Kürtçeyi, “kart kurt”la açıklarken bilimsel verilere dayanarak uyarımızı yaptık.Dil sorununu çözecek tek bir yol vardır: bilimsel verilere yaslanmak... Dilin de bilimi var; ama dillerin tarihsel akışını, ses, biçim ve anlam özelliklerini bilmeyenler, resmi dile ve öteki dillere ırkçılığı çağrıştıran savlarla zarar veriyor. En acısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları dil kavgası yaparken yayılmacı kendi diliyle “vizyon” ve “misyon”unu yaygınlaştırıyor.
80. Dil Bayramında ülkemizin yüz akı bilim ve sanat insanlarının başarılarını, yapıtlarını, yaptıklarını konuşmalıydık.
80. Dil Bayramının devrimcilerin silkinişi için başlangıç olmasını, gelecek bayramların aydınların başarılarıyla kutlanmasını diliyoruz.
Biraz sonra Dil Derneği Ömer Asım Aksoy ve Kerim Afşar Ödülleri sahiplerini bulacak.
Anıt Dilci Ömer Asım Aksoy’u ve anıt Sanatçı Kerim Afşar’ı özlemle, saygıyla anıyoruz.
Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülünü kazanan Yazar Feridun Andaç’ı kutluyoruz. Dil Derneği Kerim Afşar Ödülünü kazanan Yazar İsmail Uyaroğlu’nu kutluyoruz. Her iki ödüle aday olan yazarlara teşekkür ediyoruz.
Onur ödüllerimize geçmeden önce bir açıklama yapmak istiyorum.
Bu ödüllere salt eleştirel gözle bakan kimi dostlar ölçümüzü, ölçütümüzü soruyor. Biz, yerimizi ve sınırlarımızı biliyoruz. Aydınları ölçüp tartacak ölçümüz de yetkimiz de yok. Bırakın simgesel bir andaç sunarak gönül almayı, her birinin kırk gün kapısında yatsak, gönül borcunun ödenmeyeceği pek çok bilim, sanat, düşün insanımız var. Ülkemize, dile, bilime, sanata, ekinimize; çocuklara, kadınlara, doğaya, emekçilere ve dünden bugüne derneğimize emek veren, ilgisini esirgemeyen, düşüncesini ve ekmeğini paylaşan her alandan dost kapısı çalıyoruz.
Dil Derneği 80. Yıl Onur Ödüllerini kabul eden dostlara teşekkür yeter mi?
Prof. Dr. Yener Aytekin’e, Rutkay Aziz’e, Deniz Banoğlu’na, Ahmet Cemal’e, Yusuf Çotuksöken’e, Yılmaz Dağdeviren’e, Prof. Dr. Ömer Demircan’a, Prof. Dr. Aysel Ekşi’ye, Prof. Dr. Ahmet Ercan’a, Prof. Dr. Cem Eroğul’a, Yaşar Kemal’e, Ufuk Karakoç’a, Prof. Dr. Türker Mirata’ya, Prof. Dr. Z. Gökalp Mülayim’e, Zeynep Oral’a, Prof. Dr. Tuncer Ören’e, Prof. Dr. M. Zaman Saçlıoğlu’na, Şükran Soner’e, Emin Tunçbilek’e gönül borcumuz sonsuz...
Bu bayramda bizi buluşturan Çankaya Belediyesinin başkanından tüm emekçilerine ve Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve emekçilerine, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şubesinin, Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın, Türk Hukuk Kurumu’nun, Ulusal Eğitim Derneği’nin başkanlarına ve üyelerine ayrı ayrı teşekkür ederiz.
Sunuculuğu üstlenen sevgili kızımız Aslı Gökdemir Tekeli’ye teşekkür ederiz. Türküleriyle yüreğimizi yıkayan Sanatçı Ufuk Karakoç’a teşekkür ederiz.
Sözlerimi, yaşarken Dil Devrimi konusunda hiç anlaşamadığımız Attila İlhan’ı saygıyla anarak Mustafa Kemal adlı şiirinden bir bölümle bitireceğim:
“nasıl böyle varıp geldin hoş geldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş sütü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın, biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin, bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm, mustafa kemal'im…”
|