Dil Derneği Başkanı Sevgi ÖZEL'in
80. Dil Bayramı Açış Konuşması (İstanbul, 29 Eylül 2012)


     Değerli Konuklar,
     Hoş geldiniz!
     26 Eylülde, Ankara’da Dil Bayramını kutladık. Bugün İstanbul’da 80. Dil Bayramını yine devrimci inadımızdan, Atatürkçü düşünceden ödün vermeden kutluyoruz. Varlığınızla güç verdiniz, umut verdiniz! Sağ olun, var olun!
     60 yaşı geride bıraktım; kendimi bildim bileli güzel yurdum, eğitim ve gelir düzeyi aşındırılan halkımız zor günler yaşıyor.
     Ataol Behramoğlu bir şiirinde, Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum/ Zinciri altında kımıldayan/ Bitecek sanıldığı yerde başlayan…” diyor ya, işte can alıcı nokta budur.
     Bu ülke, “Bitecek sanıldığı yerde” tıpkı Kurtuluş Savaşındaki gibi yeniden toparlanır, aklın ipini koparanlara “Yetti artık!” der. Ben umutluyum.
     Atatürk’ün kurduğu, Kenan Evren aklının yıktığı Türk Dil Kurumu kapatıldıktan, Türk İslam sentezi eğitim kurumlarına çöreklendikten sonra iki kuşak yetişti; yabancı dille eğitim alan, giyeceği yiyeceği yabancı adlandırmaya bulanan, dil bilinci yaralı çocuk ve gençler yaşama atıldı; bebeklerin değil, “baby”lerin anası babası oldular.
     Karşıdevrim, bugün çocukları kullanarak Atatürk’le hesaplaşıyor; 4+4+4’lük sistem, laik cumhuriyete ihanettir; tuzaktır; yayılmacıya teslim olmaktır! Dün “milliyetçi muhafazakâr”lıkla övünenler, bugün “milliyetçilik”i soyundular; Türkçesi olan “ulusalcılık”ı “darbeyle, çetecilikle” eşleştirdiler; Türkçesi tutuculuk olan “muhafazakârlık”ın gericilik aşamasına geçtiler. Artık gerici, gericilik, irtica aklanıyor; dilimizde bu sözcükler yok, siliniyor.
     Atatürk’ün ulusçuluk anlayışı, “Panislamizmi, Pantürkizmi ve ümmetçilik”i reddeder; kültüre ve eğitime dayalıdır. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için önce bireyin düşünce biçiminin çağdaşlaşmasını öngörür.
     Bu nedenle biz, 80. Dil Bayramında dine ve ırkçılığa dayandırılan her türlü “milliyetçilik”i reddediyoruz!
     Kimi aydınlar “milliyetçi muhafazakâr”ların niçin Harf ve Dil Devrimlerine düşman olduğunu hâlâ anlayabilmiş değil; kimileri de ikiyüzlülükle oynuyor. Arap abecesi ile Arapça-Farsça karışımı Osmanlıca, halkın yüzyıllarca din baskısıyla sömürülmesine yol açmıştır. Harf ve Dil Devrimleri, dil ile din bağını koparmıştır. Bu nedenle bu iki devrime düşmanlık, 1950’lerden bu yana devlet eliyle örgütleniyor.
     4+4+4’lük eğitim ucubesi, bu düşmanlığın ürünüdür.
     Atatürk ulusçuluğu, ulusal ve evrensel değerleri, evrensel bilgi ve sanatla harmanlamayı öngörür. Atatürk, 1919 Aralığında Ankaralılara şöyle seslenir: “Bireyler düşünür olmadıkça, kitleler istenilen yönlere herkes tarafından çekilebilir.”
     Yaşadığımız bu karanlık dönemin özeti budur. Her yöne çekilebilen kafalar yüzünden aydınlarımız düşündükleri için bombalanmış, kurşunların hedefi olmuş, yakılmıştır. Bu nedenle Silivri zindanlarındadır. 80. Dil Bayramında, düşündükleri, adalet ve demokrasi istedikleri için Silivri’de bedel ödeyen aydınları sevgi ve saygılarımla selamlıyorum!
     Değerli konuklar, birlikte düşünelim: yeraltı ve üstü varsıllıkları çarçur edilen güzel yurdumuz bugün her alanda bağımsız mıdır? Bir ülkenin siyasal, ekonomik ve ekinsel bağımsızlığı yaralıysa dili de yaralıdır.
     Toplumun gözü önünde olanların kullandığı dile baktığımızda, hepimizi tedirgin eden ekinsel yozlaşmayı görüyoruz. Bugünkü siyasa, kendi tarihiyle hesaplaşma üzerine kurgulanmıştır; kullanılan dil, bunu açıkça gösteriyor. Bu dilde aklın öncülüğü, bilimselliğin kırıntısı, sanatın “s”si yoktur! Devrimlere ve devrimcilere yönelik nefret baskındır. 89 yıl önce yurttaşlık kimliği kazanan bir toplumun elinden egemenlik gücünü almaya yöneliktir.
     66 aylık çocuğu okul görüntüsü bile olmayan yerlere tıkmak; 8-9 yaşa “siyer” öğretmek, eski yazı ve dili okula diriltmek, Kuran kurslarını MEB içine almak, İngilizcenin yanına Arapçayı yapıştırmak, ülkeyi geçmişin karanlıklarına sürükleyecek tuzaktır. Ama bizler inanç, köken ve dil farkımızı yarıştırırken yayılmacı, bu güzel ülkede “misyon” ve “vizyon”unu yaygınlaştırıyor.
     Biz inancı ve kökeni ne olursa olsun, herkesin sevince ve tasaya ancak yurttaşlık bilinciyle ortak olacağına, sorunlara ancak yurttaş kimliğiyle çözüm üretebileceğine inanıyoruz. Ne yaşarsak yaşayalım; karamsar değiliz; öfkeye yenilmeyeceğiz; ortak akılla bu tuzakları bozmak için ne gerekiyorsa yapacağız!
     Türkçe bu coğrafyada yüzyıllardır çatı dildir. Birbirimizle ve devletle ilişkimizi sağlıklı kurmak; hangi inanç ve kökenden olursak olalım, hak ve özgürlüklere sahip çıkmak, kandırılmamak ve birbirimizi doğru anlamak için ortak dile ve ortak dilin dışındaki dillere saygı duymak zorundayız.
     Bugün dil sorununu çözecek tek bir yol bilimsel verilere yaslanarak ortak akıl üretmektir. Dilin de bilimi var; ama dillerin tarihsel akışını, ses, biçim ve anlam özelliklerini bilmeyen siyasetçiler, çokbilmiş gazeteciler, akıl ve bilim dışı savlarla halkı kandırıyor. Bu nedenle hepimiz karanlık bir tünelden geçiyoruz. Yakınmak için söylemiyorum; tersine silkinmek için söylüyorum; biz, içinden 4+4+4’lük ucubeyi çıkararak Türk Devrimiyle hesaplaşan inadı, bir gün mutlaka ortak akılla kırarız! Yeter ki gecikmeyelim!
     80. Dil Bayramının silkinip şahlanmak için başlangıç olmasını diliyorum. Biraz sonra 80. Yıl Onur Ödüllerini sunacağız.
     Bu ödüllere salt eleştirel gözle bakan kimi dostlar ölçümüzü, ölçütümüzü soruyor. Biz, yerimizi ve sınırlarımızı biliyoruz. Aydınları ölçüp tartacak ölçümüz de yetkimiz de yok. Bırakın, simgesel bir andaç sunarak gönül almayı, her birinin kırk gün kapısında yatsak, gönül borcunun ödenmeyeceği yüzlerce bilim, sanat, düşün insanımız var. Ülkemize, dile, bilime, sanata, ekinimize; çocuklara, gençlere, kadınlara, doğaya, tüm canlılara, emekçilere ve dünden bugüne derneğimizle düşüncesini ve ekmeğini paylaşan her alandan dost kapısı çalıyoruz. Daha çalınacak çok kapı var.
     Dil Derneği 80. yıl Onur Ödüllerini kabul eden dostlara teşekkür yeter mi? Onlar, Yaşar Kemal’in diliyle dilini ballandıran, üniversitede, sahnede, gazetesinde, işinde, evinde kaleminin ustası… Onlar Zeynep Oral’ın dediği gibi, büyülü insanlar…
     Ankara’da buluştuğumuz Prof. Dr. Cem Eroğul’u, Prof. Dr. Türker Mirata’yı, Prof. Dr. Z. Gökalp Mülayim’i, Emin Tunçbilek’i ve Ufuk Karakoç’u İstanbul’dan da selamlıyorum!
     Burada Prof. Dr. Yener Aytekin’e, Rutkay Aziz’e, Deniz Banoğlu’na, Ahmet Cemal’e, Yusuf Çotuksöken’e, Yılmaz Dağdeviren’e, Prof. Dr. Ömer Demircan’a, Prof. Dr. Aysel Ekşi’ye, Prof. Dr. Ahmet Ercan’a, Yaşar Kemal’e, Ufuk Karakoç’a, Zeynep Oral’a, Prof. Dr. Tuncer Ören’e, Prof. Dr. M. Zaman Saçlıoğlu’na, Şükran Soner’e gönül borcumuzdan küçük bir parça sunacağız…
     Bu bayramda bizi buluşturan Beşiktaş ADD’ye, Başkan İlhan’a Gülek’e, Troya Folklor Araştırmaları Derneği’ne; Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve çalışanlarına teşekkür ederim.
     Beşiktaş Belediyesi Başkanı İsmail Ünal ve duyarlı ekibine teşekkür ederim.
     Sunum yapan ADD’li gençleri sevgiyle kucaklıyorum.
     Sunuculuğu üstlenen değerli dostlarım Sanatçı Gülsen Tuncer’e ve Yazar Bekir Yurdakul’a teşekkür ederim.
     Hem Ankara’da hem bu törende türküleriyle yüreğimizi yıkayan Sanatçı Ufuk Karakoç’a teşekkür ederim.
     Törenimizi izleyen herkese, basının değerli üyelerine teşekkür ederim.