DERNEK BAŞKANI
SEVGİ ÖZEL'İN
BEŞİR GÖĞÜŞ ANMA TÖRENİ AÇIŞ KONUŞMASI
(12 Şubat 2007)
Pek Değerli Konuklarımız, Basın Yayın Kuruluşlarının Değerli Üyeleri, Sevgili Gençler, Sevgili Üyelerimiz,
Hoş geldiniz, varlığınızla her zaman olduğu gibi, bizi çoğalttınız. Çünkü bireysel kaygılarımızı bir yana iterek, “çok, çokluk, çoğul, hep birlikte, el ele, gönül gönüle” olma duygumuzu içselleştirmemiz gereken inişi çok, çıkışı seyrek günlerden geçiyoruz.
Oysa adına ödül düzenlediğimiz Dilci, Eğitimci Beşir Göğüş gibi tutarlı ilkeli aydınlar da ülkenin ve Türkçenin sürekli iniş çıkışlı dönemlerinden geçtiler. Ancak hiçbiri bireysel yalnızlığına yenilmedi, hiçbiri düşüncesini saklamadı, hiçbiri Türk Devrimine inanmaktan, bu yolda çalışmaktan caymadı.
Bugün Dil Derneği Beşir Göğüş Ödülüyle birlikte Türkçeye özen gösteren değerli gazetecilere, Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinin Ankara eklerine, Kanal B’nin Dil Yarası izlencesine de birer anmalık sunacağız.
Çünkü 2007 yılı ülkemiz için olduğu gibi Türkçemiz ve Dil Derneği için de “özel” anlam taşımaktadır. Bu yılın ülkemiz için önemini hepiniz biliyorsunuz. 22 Nisan 1987’de kurulan Dil Derneği, Atatürk’ün başlattığı doğrultuda Dil Devriminin akışını üstlenen, devrimci bilinçle, bilimsel yöntemlerle Türkçenin bütün bilim, sanat ve uygulayım alanlarında varlık göstermesi için çalışan bir kurumdur. Olanaklarımız kısıtlı olmasına karşın, Türk Devrimine olan inancımız kısıtlı değil; iktidarlara bağımlı, değişen koşul ve değerlere göre değişken de değil. Çünkü biz, Mustafa Kemal’in manevi kalıtı olan akıl ve bilimden başka gerçek, başka doğru tanımıyoruz.
Amacımız, toplumun her kesimin dili doğru kullanması, inancı, kökeni, dünya görüşü ayrı olan insanların birbirini doğru anlaması için öncü olmaktır. Bu öncülük duygusunu ve görevini Mustafa Kemallerden aldık.
Başta Mustafa Kemal olmak üzere devrime emek veren, yaşayan, yaşamda olmayan bütün aydınlanmacıları saygıyla selamlıyorum.
Biliyorsunuz, Atatürk’ün eliyle kurduğu Türk Dil Kurumu 24 yıldır yok; son çeyrek yüzyılda Türkçenin ne denli hırpalandığını düşündüğümüzde, 24 yıl önceki Türk Dil Kurumu’nun önemini, değerini daha iyi anlıyoruz. Derin üzüntümüz sürüyor. Toplumun, Dil Derneği’ni Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’yla özdeşleştirmesi ise kıvancımızdır.
Bu duygularla bu yıl 20. yılımızı kutlayacağız. 20. yaşımızla birlikte Dil Devriminin 75. yılını kutlayacak oluşumuz, başka bir sevincimizdir. Mustafa Kemaller Dil Devriminin temelini öyle güçlü atmış ki Türkçenin gücü, devriminin önüne çekilen bütün engelleri yıkıyor; Dil Devrimi 75 yıldır akışını sürdürüyor. Devrimle kazanılan sözcükleri yasaklayanlar, devrime ve devrimcilere kara çalanlar unutulup gidiyor; ama Dil Devrimi sürüyor. Sürecek!
Sayın Dinleyenler,
Bugün burada bir noktaya daha değinmezsek, Dil Devrimini başlatan Atatürk’ün, derneğimizin kurucularından Beşir Göğüş’ün, devrime emek veren Ömer Asım Aksoyların, Nurullah Ataçların, Ruşen Eşreflerin fotoğraflarına bakmaya, Şerafettin Turanların, Emin Özdemirlerin elini sıkmaya yüzümüz olmaz.
Bildiğiniz gibi 12 Eylülcülerin kurduğu Başbakanlığa bağlı Türk Dil Kurumu, Türkçenin içini boşaltan, dilbilgisel yanlışlarla dolu Yazım Kılavuzu ve Türkçe Sözlük’ünü, Milli Eğitim Bakanlığı eliyle bütün okullara dayatmış bulunuyor. Sözlüğüne “ahir zaman peygamberi, mızraklı ilmihal” gibi dinsel öğeleri alan, ulusal kavramları atlayan, “özleştirmecilik”i “tasfiyecilik” ve “devrim”i “katlanma, çevrilme, bükülme” diye tanımlayarak, dili kısır tartışmalar içine çeken bir devlet kurumunun, çocuk ve gençlerimizi nasıl yanılttığını yazarak, konuşarak, basın bildirisi yaparak duyurmaya çalıştık.
Milli Eğitim Bakanlığına, YÖK’e ve ÖSYM Başkanlığına 18 Temmuz 2006’da yanlışları içeren birer dosya sunduk. Amacımız, kişi ve kurumlarla çatışma yaratmak değil, Türkçenin doğru öğretilmesi ve doğru kullanılmasıdır. Ne ki bugüne dek bu üç kurumdan yanıt alabilmiş değiliz. ÖSYM Başkanıyla yüz yüze yaptığımız görüşme ise çocuk ve gençlerimiz adına büyük üzüntü duymamıza yol açmıştır.
Basın yayın kurumlarının değerli üyeleri,
Türkçenin yaralanmaması için 20 yıldır sürdürdüğümüz çalışmalar, yaptığımız uyarılar sizlerin katkısıyla yankı bulmuş, resmi Türk Dil Kurumu, yanlışlarının bir kısmını düzeltmiştir. Ne ki 24 yıldır, her ders yılı öğrencinin önüne sessizce değiştirilen kaynaklar konmakta; 6. sınıftaki öğrenciyle 7. sınıftaki farklı yazım biçimleri öğrenmektedir.
Çoğumuz TV’lerde, reklamlarda kullanılan dile üzülüyoruz; onların dil bilincinden kuşku duyuyoruz. Asıl kuşku duyacağımız kurum Milli Eğitim Bakanlığıdır. Yanlışlar, bilim dışı uygulamalar karşısında duyarlı olmayan Milli Eğitim Bakanlığı dil bilincinden yoksun bir kurum görüntüsü vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığının bilgisunar sayfalarını, ders kitaplarını incelerseniz en çok dil ve yazım yanlışının, en çok yabancı sözcük saldırısının orada olduğunu görürsünüz.
Bu nedenle bizim, bilimsel temelli bütün uyarılara karşın, Türkçenin doğru kullanılması konusunda duyarlı olmayan Milli Eğitim Bakanlığından beklentimiz yok. Ama basın yayın kurumlarından beklentimiz çok. Türkçe kimsenin tekelinde değil; çünkü Türkçe ortak anlaşma aracımız. Ülkeyi saran tabela kirliliği hepimizi üzüyor; dil bilinci güçlü bir merkezi ve yerel yönetim anlayışı, tabela kirlenmesini birkaç ayda önleyebilir; ancak toplumun dil bilinci sarsılırsa ve bu bilinci sağlıklı kılmakla yükümlü olan kurumlar duyarsız kalırsa, bunun yol açacağı yıkımı, kirlenmeyi önlemek hiç kolay olmaz. Şimdi bile İngilizcenin sözdizimine yakın kullanımlar, İngilizce sözcükler özellikle gençlerimizi kuşatmış durumda. Bunun sorumluları da bellidir.
Basın yayınının dil kullanımında özenli olması, bu kirlenmeyi önlemekte büyük önem taşımaktadır. Bütün gazete, televizyon yönetimlerinden, yazı işleri müdürlerinden, köşe yazarlarından, bütün muhabirlerden destek bekliyoruz.
Gelin, siyasal, ekonomik ve kültürel bağımsızlığımız için kaygılandığımız bir dönemde, ulusal kimliğimiz ve ortak anlaşma aracımız olan Türkçe için, “çoğul” düşünelim; “el ele, gönül gönüle” hep birlikte güçlü, büyük adımlar atalım. Türkçe için çoğalalım. Gelin Dil Devriminin 75. yılında Türkçeyi hep birlikte düze çıkaralım.
O zaman adına ödüller düzenlediğimiz Beşir Göğüşler gibi, arkamızda anılmaya, ödüllendirilmeye değer düşüncelerimiz kalır. O zaman, son günlerde bir cinayetle yaşadığımız, acıyı derinleştiren kavram kirlenmesinden kurtulabiliriz. O zaman birbirimizi doğru anlayabiliriz.
17 Ağustos 1999’da ülkemiz büyük bir yıkım yaşadı; binlerce insanı yitirdik, koskoca bir bölge yerle bir oldu. Bu yıkımda derneğimizin kurucularından, hepimizin öğretmeni Beşir Göğüş’ü eşi Cemile Hanım ve kızı Sezen’le birlikte yitirdik. Onları saygıyla özlemle anıyoruz. Beşir Göğüş’ü anmanın en anlamlısı onun düşüncelerini yaşatmaktı. Bu nedenle çocuklarıyla derneğimiz bu ödülü düzenledi. Geçen yıl, ödüle değer yapıt bulamadık; ama Beşir Göğüş’ün doğum gününü bir törenle kutladık. Bu yıl ödüle aday yapıtların bilimsel ağırlıklı olması Seçici Kurulumuz gibi derneğimizi de sevindirdi. Çünkü bu ödül, artık kurumsallaşmıştır.
Ödülü kazanan Y. Doç. Tahir Kahraman’ı kutluyor, başarılarının sürekli olmasını diliyorum.
Şimdi öteki ödüllerimizi sunmak isteriz.
Basın yayın kurumlarındaki dil kullanımını sürekli izliyoruz. Önce en yakınımıza bakmak istedik. Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinin Ankara Eklerinde, derneğimizin ve Türkçenin özenle yer bulması, bu iki eki çıkaran gazetecilerin duyarlılığı da yankı bulmalıydı.
Ayrıca Cumhuriyet gazetesi yazarı sevgili Işık Kansu’ya teşekkür ederiz.
Kanal B’ye, Dil Yarası izlencesine emek verenlere teşekkür ederiz.
Devlet Tiyatrolarının değerli oyuncusu, Dil Yarası’nın yapımcılarından Murat Atak’a teşekkür ederiz.
Evet, çok uzun zamandır sesiyle, sevgisiyle bizlerin de Türkçe sevgisini pekiştiren Jülide Gülizar’a teşekkür ederiz.
Çankaya Belediyesine, Eren Süalp'e, Adnan Binyazar'a teşekkür ederiz.
Sözün özü, hepinize teker teker teşekkür ederiz. Yüreğimizdeki sevgiyi kabul edin, olur mu? Sevgili öğretmenimiz Beşir Göğüş’ün bize gülümsediğini görüyorsunuz değil mi?
Sağ olun!