|
DERNEK GENEL YAZMANI HÜLYA KÜÇÜKARAS'IN |
|
12 Şubat 2009 |
|
Sevgili Yurtseverler, Gün Yüzlü Gençler, Aydınlığa, ışığa, övünç duyulacak bir yaşamın izlerini paylaşmaya hoş geldiniz. Beşir Göğüş Öğretmenimizin yaşamöyküsünü dinlerken, resimlerine bakarken hep aynı duyguya kapıldım: Cumhuriyet’in Öğretmeni, güven dolu! Yüreğimizi ısıtan, özlediğimiz bir güven. Bu anma törenini gençlerle birlikte hazırlarken içlerinden biri, şimdi gördüğünüz bu resmi eline alıp “Ne kadar mutluymuş” dedi. “Biz hiç böyle yürek dolusu gülemedik; biz hiç güzel günler göremedik.” Oysa nice aydın, gençlerimiz bu karanlığa düşmesinler diye can verdi. Oysa biz, gençlerimiz bu karamsarlığa kapılmasınlar diye savaşım veriyoruz. Gelgelelim yayılmacılarla, sömürgecilerle kol kola giren, kendi adamlarını yaratan, yasalarını yapan, örgütlenen karşıdevrim çok güçlü. Kendi ülkemizde, işliklerimizde, verimli topraklarımızda beyin gücümüzle, kol gücümüzle üretim yapamıyoruz; kendi dilimizle okuyup konuşup yazamıyoruz. Alınterimizi de anadilimizi de hiçe sayıyorlar! Nasıl da yanılmışız! Ne denli iyimsermişiz meğer! Sanmıştık ki bilişim devrimi, ulusal birikimlerimizin evrensel değerlerle harmanlanacağı; bilimin, sanatın, ürettiklerimizin dünyanın her yerinde paylaşılacağı; insanca değerlerin yüceltileceği bir çağı başlatacaktır. Aldatıldık, kandırıldık! Çünkü biz iyi düşünen, iyiden yana olanlarız. Tarihten bunca ders almamıza karşın, sağduyulu, uzgörülü olmamıza karşın aklımız kötülüğe ermez! Sandık ki aydınlanma çağının sanayi devrimiyle iç içe geçmesi gibi, bilişim devrimi de barışın, kardeşliğin yolunu açacaktır. Yazık! Yeryüzünün öte yakasına elimizle dokunacak kadar yakınken bir arada, yan yana yaşadıklarımızın ellerini tutamıyoruz! Üstelik düşünmeyi de yok ettiler. Hayır, düşüncenin yasaklanmasından söz etmiyorum. Düşünme eyleminin yok edildiğini söylüyorum! Yakınmıyoruz, yılmıyoruz, değerli yurtseverler; düşmüyoruz! Biz tutsaklığa, sömürge olmaya savaş açtık. Bu savaşımın; ussal düşünceyle, bilimsel bilgiyle ve hepsinden öte doğru yöntemlerle verileceğini biliyoruz. Türlü etkinliklerimizle, demokratik tepkilerimizle gençlere, yurtseverlere önayak olup, yapılamayacakları değil, iç güçleriyle yapabileceklerini göstermeye çabalıyoruz. Boynu bükük bırakılan gençlere sesleniyoruz: “Tarihe sarılın!” Üzerinde yaşadığımız bu güzel yurdun, insanlığın tarihini öğrensinler istiyoruz. Anamalcılarla yayılmacılar, insanın toprağı ekip biçmeye başladığı ilk günlerden beri bireyi köleleştirmenin yollarını aradılar; ama her keresinde tutsak edilmeye direnen onurlu, ilkeli insanları buldular karşılarında. Tarih, bir yanında kıyımların, bir yanında bu onurlu direnişin yer aldığı sonu gelmez çatışmaları anlatır. Biliyoruz ki ulusal dil bilinci, ulusal tarih bilinciyle iç içedir. Pek açıktır ki gücümüze güvenmenin yolu, binlerce yıllık Anadolu tarihini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluş ve kuruluş tarihini kavramaktan geçmektedir. Ustalarımızın yaşamları, derneğimizin tarihi de destansı bir dik duruşun kanıtıdır. Beşir Göğüş’ün yaşamı gibi… Ne diyordu Merve sunusunda: “Alnı kar gibi ak olan, kendinden ve başkalarından korkmayan bir aydın…” Evet, arkalarında yaşatılmaya değer izler bırakanlar, kendilerinden ve başkalarından korkmayan özgür bireylerdir. Biz de korkmuyoruz! Gözdağı verenlerden, her adımlarında Türk Devrimiyle, Türkiye Cumhuriyetiyle hesaplaşanlardan korkmuyoruz! Çünkü, gücümüzü tarihimizden ve bilimden alıyoruz. İşte bu yüzden, pek yürekliyiz! Paramızı, pulumuzu elimizden alsalar da yerimizi yenimizi dar etseler de bilgiyle beslenen sevgimizi ve özgüvenimizi yüreklerimizden, beyinlerimizden söküp alamazlar! İşte bu yüzden, bir Cumhuriyet aydınını, adına düzenlediğimiz bir ödülle yaşatmaya kararlıyız. “Dil Derneği Beşir Göğüş Türk Dili ve Eğitimini Geliştirme Ödülü”nün amacı, bu yöndeki bilimsel uğraşları duyurmak, üretken dilcilerimize destek olmak. 2008 yılının ödülünü de çok çalışkan bir dilciye, Yusuf Çotuksöken’e sunmaktan sevinçliyiz. Üyemiz, öğretmenimiz Sayın Çotuksöken’i içtenlikle kutluyor, dilimizi varsıllaştıracak nice yapıtlar vermesini diliyoruz. Sevgili Konuklar, Bu akşam, yaşamlarını eğitime adamış üç önemli bilim adamımızı ağırlıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığının, okul adlarından “Türkiye Cumhuriyeti”ni çıkarttığı, Talim Terbiye Kurulunu işlevsiz kıldığı bir dönemde küçücük beyinlerin nelerle doldurulduğunu; “Onuncu Yıl Marşını söylemekle demiryolları örülmez; biz öreriz” diyenlerin başımıza ne çoraplar ördüğünü, onlardan öğreneceğiz. Değerli öğretmenlerimiz Sayın Cahit Kavcar, Sayın Selahattin Dilidüzgün ve Sayın Sedat Sever’e katkıları için içtenlikle teşekkür ediyoruz. Bu töreni birlikte hazırladığımız gençlerimize de teşekkür borçluyuz. Sevgili Merve Güneş’in güzel sunuşu bu gecenin anlamını pekiştirdi. Biraz sonra pırıl pırıl bir genç, gitarını kapıp gelen Eren Süalp bizimle olacak. Sunuşu için Merve’ye, ezgileri için Eren’e, törenimizin gerçekleştirilmesindeki emekleri için bizimle birlikte ter döken gençlere sonsuz teşekkürler. Bu gecemizin ev sahibi Sayın Dilek Göğüş Ülgüray, bize bu güzelim resimleri, bu değerli anıları armağan ettiniz; gönlünüzü açtınız. Şimdi hepimiz, Göğüş ailesinin bir üyesi olduk. Biliniz ki babanızın düşüncelerini, anılarını yaşatacak onlarca kardeşiniz var; biliniz ki Beşir Öğretmenimizin, adını gelecek kuşaklara taşıyacak onlarca torunu var. Size ve ailenize yürek dolusu sevgilerimizi, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çağdaş Sanatlar Merkezinin kapılarını bizlere açan Çankaya Belediyesi ile bu merkezin özverili, çalışkan yöneticilerine ve tüm görevlilerine tek tek teşekkür ederiz. Değerli Konuklar, Sevgili Yurtseverler, Bu ülke bir değil, iki 17 Ağustos yaşadı. İki 17 Ağustos depremi… İlkinde, 26 yıl önce Atatürk’ün Türk Dil Kurumu'nu yerle bir ettiler. İkincisinde, 10 yıl önce sevgisizliğin, bilisizliğin ördüğü duvarların altında kaldı sevdiklerimiz. Canımız yandı; çok üzüldük! Ama biz, binlerce yıllık Anadolu geleneğinin öğretisiyle acıyı ürüne dönüştürmeyi bilenlerdeniz. Acımızı yüreğimize gömer, üretir, öğrenir, güçleniriz. Bu güç bizi ayakta tutar. Bu güç bizi uyanık tutar. Öfkemize yenilmeden; bilimin, aklın ve Türk Devriminin kılavuzluğunda, Ulu Önderimizin izinden yürür gideriz. Bu yürüyüşteki dayanışmamızın, Dil Devrimini sürdürmekteki kararlılığımız ve güçbirliğimizin kıvancıyla hepinize Dil Derneği adına saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Törenimize katıldığınız için, yanımızda olduğunuz ve hep yanımızda kaldığınız için sağ olun! |