|
Dil Derneği’nden, “Deniz
Kavukçuoğlu’na Saygı Gecesi” başlıklı bu etkinlikte konuşma önerisi
geldiğinde çok mutlu oldum. Çünkü son zamanlarda hep “anma toplantıları”nda
yer almıştım konuşmacı olarak. Hem hüzünlüydü bu toplantılar, hem de bir tür
arkadan konuşma duygusu yaratmışlardı bende. Bu kez sevdiğim birinin yüzüne
karşı, hatta gözlerinin içine baka baka konuşma şansına sahip olduğum için
sevinçle karşınızdayım. Hepinize merhaba.
Aslında bu
buluşmada da son konuşmacı olmak biraz rahatsız etti beni. “Sona kalan, dona
kalır” sözünden yola çıkarak, söylenecek sözün tükenmesinden korktum
açıkçası.
Ne var ki, hakkında söz
söylenecek kişi adı gibi engin bir deniz olunca, sona kalsa da dona kalmıyor
insan
Bütün konuşmacılar bu
denizden birer kova su çekebildiler ancak. Şimdi sıra bende.
Benim kovamda bakalım
neler var? *
Deniz
Kavukçuoğlu ile yaşamıma kendi varlığı da dahil birçok güzellik katmış olan
Sevgi Özel sayesinde tanıştım. Doksanların ortalarıydı. Sevgi Özel ile
birlikte bir radyo programı hazırlayıp sunuyor, her hafta bir konuk
ağırlıyorduk stüdyoda. Bu konuklardan biri de Deniz Kavukçuoğlu’ydu. Sohbet
öyle güzeldi ki, bir saatlik program süresinin nasıl geçtiğini
anlayamamıştım o gün. Deniz Bey iyi bir yazardan önce, muhteşem bir
konuşmacı olarak yer etti bende. Sonra kitaplarıyla girdi yaşamıma,
yazdıklarını da aynı ilgiyle okudum.
Ben bugün onun öykü kişilerine ilişkin birkaç söz söyleyeceğim. Deneme, inceleme, anı, roman gibi farklı yazın türlerinde yapıtları bulunan Deniz Kavukçuoğlu’nun ilk göz ağrısı sanırım öykü. İlk öykü kitabı Canım Acıyor Baba’da yer alan Hep Geride Kalmak adlı öykünün yazılış tarihi 1964’ü gösteriyor.
Deniz Bitti adını taşıyan kitabındaki denemeler için “Yaşanmış bir anı kırıntısından, uzaklarda kalmış bir insandan yola çıkarak yazılan bu yazılar, özünde psikolojik derinlikler taşıyan, kendince hoş bir kurgusu olan, edebiyatın ‘öykü’ türüne oldukça yaklaşmış, öykü olamadan birer ‘deneme’ olarak kalmışlar. Kavukçuoğlu, genellikle anılardan, yaşanmış olaylardan yola çıkarak yazıyor. Yaşamdan seçilmiş kesitler bunlar. Müthiş bir gözlem gücü, müthiş bir ayrıntı birikimi,” demiş sevgili Erdal Öz. Deniz Bey’in öyküdeki başarısı tam da bu saptamadan kaynaklanıyor işte.
Deniz Bitti’de yer alan Bir Anı başlıklı denemesinde “Türkiye’nin uzağında, ama her gün onu soluyarak yaşadığım uzun yıllar içinde iyisi kötüsü, dostu düşmanı ile birçok insan tanıdım. Bugün çoğunun adlarını bile anımsamıyorum. Ama kimileri var ki, anıları belleğimde hep canlı kaldı,” diyor Deniz Bey. Canım Acıyor Baba ve Komik Şeyler Yazmak adlı kitaplarındaki öyküleri yazarken belli ki bu insanlardan yola çıkmış.
Tolga Artun’un yaşamını mor bir kâbusa çeviren feminist Buket; bir yeniyetmenin gözünde tutkuya dönüşmüş olgun Mefharet Abla; hayallerde yaşatıldığı için asla yaşlanmayan Erna; geçirdiği trafik kazasının ardından kaldırıldığı yoğun bakımda Seyfi Bey’e “Canım acıyor baba... çok... hep acıdı...” diye seslenen Ebru; cesaretini Hatuniye Pansiyonlu İlkokul’undaki hayaletten alarak hoşlandığı kızla ilk tensel temasını yaşayan Ayhan; sevgilisi Betül’ün düzenine kıstırılmış ressam Ferit Büke; televizyonda izlediği dizilerdeki renkli yaşamlara imrenen, kaderini evlerinin arka bahçesinde değiştirmeye çalışan bir kenar mahalle dilberi; yıllar sonra Ankara Ekspresi’nde yeniden karşılaşan iki eski âşık Şeyda ve Eser; “On sekizinde sünger belasına yediği vurgunla topal kalan sağ bacağına karşın denize küsmemiş” İsmail; yaşamında ilk kez bir bekâr evine gündeliğe giden Cevriye Hanım; gazete dağıtıcısı bin beş yüz yaşındaki Levon Amca; büyük bir sırrı kendisine ömür boyu yük edinmiş olan Madam Katina; Kürt kültürünü kuaförü Çetin’den öğrenen Gönül; yaşlılığı eksilmek olarak tanımlayan Muzaffer Bey; kitap fuarında küçük bir çocuğa verdiği sözü yerine getirebilmek için komik şeyler yazmaya çalışan yazar Süleyman Akçalı, bu renkli öykü kişilerinden yalnızca birkaçı. İki kitapta Deniz Kavukçuoğlu’nun sözcükleriyle ete kemiğe bürünmüşler. Hünerli kalemiyle onlara kendilerine özgü birer parmak izi bile armağan etmiş Deniz Bey.
Erdal Abi, “Çektiği onca sıkıntıya, acıya karşın müthiş bir keyif adamı. Her şeyde tat bulmasını, her şeyden zevk, keyif almasını çok iyi biliyor,” derdi Deniz Kavukçuoğlu için. O gerçekten baktığı her şeyi derinlemesine görmeyi bilen tam bir yaşam gurmesi.
Tıpkı, mutluluğun çizgilerle kâğıda aktarılamayan resmi gibi, kimi duyguları da sözcüklerle anlatmak olanaksız. Ne söylesem biraz eksik kalacak.
Kitapların efendisi Deniz Kavukçuoğlu burada, yanı başımızda. Henüz tanışmamış olanlar, lütfen gidin elinizi uzatın ona. Çok renkli bir dünyanın kapısı, sıcacık bir kedi gülümseyişle ardına dek açılacak.
Deniz Kavukçuoğlu’na, hayatı benzerine hiçbir palette rastlanmayan kendine özgü bir renkle güzelleştirdiği için teşekkürlerimi ve saygılarımı, siz anadilini sevenlere de bu güzel akşamı bizlerle paylaştığınız için sevgilerimi sunuyorum.
|