Dil Derneği Başkanı Sevgi ÖZEL'in
Dil Derneği'nin 25. Kuruluş Yıldönümü Konuşması (22 Nisan 2012)


25. YIL

      Dil Devrimini sürdürmeyi amaç edinen bir derneği, devrimden nefret edenlere karşı koruyarak çeyrek yüzyıl yaşatmak hiç kolay değil! 25 yıl önce, daha yolun başında “kurulması yasak” dernek dediler.
      Derneğe getirilen yasak, aslında Türkçeye, devrimlere ve devrimcilere yasağın kılıfıydı. Türk Devrimine öfkenin dışa vurulmasıydı.
      Dil değil de din derneği kursaydık 10,5 metrekarelik odalara sığınmaz, bir fener gösterip rahat rahat yaşardık.
      Bizim fenerimiz, dün ve bugün Türk Devrimi oldu; yarın da Türk Devrimi olacak!
      Biz, ışığı Türk Devriminden alırız!
      Öncümüz, Türk Devriminin yapıcısı Mustafa Kemal Atatürk’tür!
      Biz, onun yolundan yürürüz!

      Yarın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92. yılını kutlayacağız! “Ya bağımsızlık, ya ölüm!” diyen bu meclis, bir ulusun direnişinin simgesidir! Mustafa Kemallerin ulusumuza en büyük armağanıdır!
      25 yıl önce dille bağımsızlık arasındaki bağı düşünerek Dil Derneği’nin kuruluş günü olarak 22 Nisanı seçtik. Gerçekte kuruluş günümüz 23 Nisandır!
      23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!
      Dil Derneği’nin 25. yaşını kutlarken Dil Devriminin de 80. yılını kutluyoruz! Laik cumhuriyetimizin 89., Harf Devriminin 84. yılını kutluyoruz!
      Kutluyoruz da nasıl bir ortamda, hangi koşullarda?
      Kısa bir süre önce laik eğitimi gömdüler! İmam hiç zaman yitirmedi, okula damladı; imam bugün değil, çoktan girmişti sınıfa, meclise ve her yere. Çünkü karşıdevrim çok yol aldı. Şimdi ilköğretim bebesine Arapça öğretip Kuran okutarak laik eğitimden kurtulmanın duasını yapacaklar.
      Daha önce sudan nedenlerle sosyalbilim liselerine Osmanlıca ve eski yazı dersi koydular. Çünkü “milliyetçi muhafazakâr” siyasanın asıl amacı, daha doğrusu takıntısı, çocuk ve gençleri laik eğitimle yarına hazırlamak değil; inancı kalkan yaparak geçmişe sürüklemektir.
      Sürüklemek sözcüğünü bilerek seçtim; evet, çoluk çocuk hep birlikte geçmişe sürükleniyoruz! Bu sürükleme işini Milli Eğitim Bakanlığı üstlendi. Bir ülkenin, ne yana yürüyeceği, ne yana sürükleneceği eğitimle belirlenir.
      Eğitimin ve iletişimin en temel aracı dildir; “milliyetçi muhafazakâr”lar, 1950’lerden bu yana Dil Devrimini yadsıdılar. Çoğunca da iktidar olduklarından, Harf ve Dil Devrimlerine tepki, devlet eliyle biçimlenip örgütlendi. Çünkü bu iki devrim, dil ile din arasında kurulan ve yobaza çıkar sağlayan kapıları kapatmıştı.
      1970’li yıllarda kimi oluşumların (örneğin Aydınlar Ocağının) öncülüğüyle içi doldurulan Türk İslam sentezi, karşıdevrim için gereken yeraltı ve üstü tüm yapılanmalara olanak sağlıyordu. Türk İslam sentezi, 12 Eylülle devletin bütün birimlerine yerleşmişti. Şimdi Osmanlıca, eski yazı, Arapça dersleri ve “4+4+4” ucubesiyle dille din arasındaki bağı yeniden güçlendirecektir. 12 Eylülün toptan kaldıramadığı eğitim birliği ilkesi, bugünkü iktidarla tarih olmuştur.
      12 Eylülün Atatürk’ün eliyle yazdığı “vasiyetnamesi”ni çiğneyerek, onun eliyle kurduğu Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kapatması rastlantı değildi. Türk İslam sentezcilerinin önündeki en büyük engellerden biri Dil Devrimiydi. Dil yenileştikçe düşünce yenileşecek, yönetenle yönetilen arasında dil ayrımı olmayacak, yurttaşın inancı ve köken özelliği kullanılamayacaktı. Bunun için resmi dilimiz Türkçeye düşman oldular. Yüzyıllardan bu yana kendi türkülerimizin yerine Arabın yalellisine sarıldılar. Ama kimse unutmasın; türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür. Türküleri yakanlar, 90 yıl önceki Kurtuluş Savaşını yapanlardır! Laik Türkiye’yi kuranlardır!
      Bugün bize düşen, yeniden bağımsızlık türkümüzü çığırmaktır! Bağımsızlık ülkümüzle silkinip toparlanmaktır!
      Ağustos 1983’te, Atatürk’ün “vasiyetnamesi”ne, onun dernek olarak oluşturduğu kurumların adına, malvarlıklarına yasa zoruyla el koydular. Böylece ortaya, siyasal iktidarların güdümündeki Kenan Evren kurumları çıktı. Bir gün Kenan Evren buyruk verdi; Evren’in TDK’si devrimi, “katlanma, çevrilme, bükülme” diye tanımladı. Bu tanım 12 Eylülcülerle yardakçılarına pek yakışıyordu. Dönem, “katlanma, çevrilme, bükülme” dönemiydi; “katlanma, çevrilme, bükülme” dönemi ivme kazanarak sürüyor.
      Bizler hiçbir zaman, çıkar için “katlanmadık, çevrilmedik, bükülmedik!” Özgürce, kendi aklımız ve düşüncemizle devrimci olmayı, devrimlere inanmayı, devrimleri yaşatmayı en temel görevimiz bildik.
      İşte bu nedenle 12 Eylülün tozu dumanı durulmamışken, Atatürk’ün kurumunun amacını yaşatmak için Dil Derneği’ni kurduk. Kurduk ve kurulması yasak derneklerden sayıldık. Yasaklılıktan kurtulmayı, kamu yararına dernek olmayı yargıdan geçerek başardık. El ele verdik; olanaksızı olanaklı kılarak Yazım Kılavuzu, Türkçe Sözlük başta olmak üzere birçok yayın yaptık; Mart 1988’den bu yana Çağdaş Türk Dili adlı dergimizi çıkardık. Kendi çabamızla ya da Türk Devrimine emek veren kişi ve kurumlarla işbirliği içinde türlü etkinlikler düzenledik; Dil Bayramlarını kutladık. İçinde özgürce çalışacağımız bir yer edindik; İzmir ve Bursa temsilciliklerimizle Ankara dışına taştık.
      Arkada bıraktığımız 25 yılda ne kavgada ne sofrada; hiçbir zaman ilkelerimizden, devrimlerden ödün vermedik; onurumuzla dimdik durduk!
      Dil Derneği, 12 Eylül hukuksuzluğuna direnişin simgesidir!
      Dil Derneği, karşıdevrime direnişin simgesidir!

      Biliyorsunuz, 12 Eylülle hesaplaşma mahkemesi kuruldu; 12 Eylülle hesaplaşmak isteyenler kim? Demokratikleşiyoruz masalıyla, Mustafa Kemal’le, Türk Devrimiyle hesaplaşanlar; laik eğitimin üstüne kapkara bir çarpı koyanlar! Halkın inancını ve köken farkını sömürenler! Sözde aydınlar, sözde bilimciler! Aya güneşe göre yön değiştirenler, 12 Eylülde burnunu silemeyecek durumda olan ağzı kalabalık, yeniyetme, bilgisiz, bilinçsiz gazeteciler!
      Pinokyo korosu, 12 Eylülden girip Atatürk döneminden çıkıyor! Hepsi geri vitese ayarlı; 90 yıllık cumhuriyetin kazanımlarıyla cumhuriyeti, Atatürk’ü sorguluyorlar.
      Tarihin hiçbir döneminde yalanla kurulan saltanatlar kalıcı olamadı; 21. yüzyılda da olamaz! Türk Devrimiyle hesaplaşma oyunları elbet bir gün ters teper. Dil Devrimini 12 Eylül bile silemedi; 12 Eylül uzantılarının gücü de yetmez! Yeter ki biz korkuya, öfkeye, adamsendeciliğe yenilmeyelim!
      Bakın, önce üç kişiydik, dört olduk; sonra 34 olduk; Dil Derneği’ni kurmak için el ele verdik. Aziz Nesin, “Bu derneği kurmak ve yaşatmak boynumuzun borcu” demişti. 25 yıldır borcumuza sahip çıktık; bundan sonra da çıkacağız!
      Sözlerimi bitirirken Harf ve Dil Devrimlerini yapan Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyorum.
      Türk Dil Kurumu’nun kurucu üyeleri Samih Rifat’ı, Ruşen Eşref Ünaydın’ı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu, Celal Sahir Erozan’ı… İbrahim Necmileri, Besim Atalayları, Ömer Asımları, Ataçları, Tahsin Saraçları, Ağakayları, Beşir Göğüşleri, İlhan Selçukları, Nadir Nadileri, Aziz Nesinleri, Türkân Saylanları, Akşit ve Attila Göktürkleri; Jülide Gülizarları; adları bilim-sanat tarihimize ve gönlümüze yazılan, binlerce aydını saygıyla anıyorum.
      Türkçeye emek vermeyi sürdüren Şerafettin Turanları, Cevat Gerayları, Emin Özdemirleri, Oktay Akbalları, Yaşar Kemalleri, Refet Erimleri, Ali Dündarları, Ahmet Miskioğullarını, Talip Apaydınları, Ataol Behramoğullarını… Adı gönlümüze yazılı onlarca aydını saygıyla selamlıyorum!
      Ali Püsküllüoğlu’nu, Haldun Özen’i, Mustafa Ekmekçi’yi ve 34 kurucu üyemizden yaşamda olmayanları saygıyla, özlemle anıyorum!
      25 yıl önce Dil Derneği’nin çatısı Mülkiyeliler Birliği’nde çatıldı; kuruluş öncesinden başlayarak Cumhuriyet gazetesi sesimiz oldu; aynı günlerde Çankaya Belediyesi elimizi hiç bırakmadı. Her üç kuruma da teşekkür ederiz!
      Bir dönem Kültür Bakanları Fikri Sağlar, İsmail Cem ve Ercan Karakaş; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın yolumuzu açtı. 25 yıl içinde birçok sanatçı, birçok bilimci, yazar ve işadamı hiçbir karşılık beklemeden etkinliklerimize omuz verdi. Yaşayanları saygıyla esenliyor; yaşamını yitirenleri özlemle anıyorum!
      Yasaklı Dil Derneği’nin adını Devlet Tiyatrolarının alnına yazdıran, Anadolu’ya derneği taşıyan Kerim Afşar’ı nasıl unuturuz! “Muhafazakâr dil ve sanat” hayali kuranlara, Kerim Afşarların sesi bile yeter!
      Bugün, bu törene omuz veren Çağdaş Yaşamı Destekle Derneği Ankara Şubesi Başkanı Ayşe Ceyhan’a, Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan’a, Ulusal Eğitim Derneği Başkanı Nazım Mutlu’ya; Cumhuriyet gazetesi adına katılan değerli Yazar Işık Kansu’ya, Çankaya Belediyesi Başkanı Bülent Tanık’a…
      Bu kurumların ve Dil Derneği’nin üyelerine…
      Çankaya Belediyesi Sosyal ve Kültürel İşler Müdürü Ali Tekin’le ekibine ve Çağdaş Sanatlar Merkezinin tüm emekçilerine… Hoy-Tur sanatçılarına… Sevda Cenap And Müzik Vakfı Kadınlar Korusu şefi Cihan Can’a ve koroya…
      Töreni sunan sevgili kızımız Merve Güneş’e, dernek çalışanlarımıza…
      Sizlere…
      Bütün içtenliğimle teşekkür ederim.