|
Bir toplumun birliğini sağlayan en önemli unsur, ortak değerlerdir. Birlikte yaşama arzusudur, geçmişte yaşanmış deneyimler ve dayanışmalardır, geleceğe dönük umutlardır. Türkülerdir, masallardır, deyimlerdir, kısacası biriktirilmiş kültürdür; arı, duru dildir.
O değerleri toplumun elinden alır, yozlaştırır, küçümser, aşağılarsınız çürüme, çözülme, ayrışma, kavga, hatta birbirine girme kaçınılmaz olur.
Bugüne bir bakın: Atatürk, çatık kaşlı bir diktatör, Türk halkına aşıladıkları da dayatma oldu. Tüm dünyada uygarlaşmanın en önemli araçlarından biri olduğu konusunda kabul görmüş köy enstitüleri ise “öğretmen, eğitmen, öğrenci formatlanan zulümhane ” olarak nitelendiriliyor artık.
Kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman görmeye, ülke kurtarıcısını “deccal” diye adlandırmaya koşullandırılmış bir kuşak, Türkiye’yi giderek karanlığa sürüklüyor.
Bırakınız okuldan, tabeladan, gazeteden, günlük konuşmalardan; ses bayrağımız, bağımsızlık gülümüz Türkçemizi Anayasadan bile söküp atacaklar.
İnadına yaşamak var ya... İçinde bulunduğumuz koşullarda, sığlaşmayı, sıradanlaşmayı, çürümeyi, yüzeyselleşmeyi, yabancılaşmayı inadına reddetmek, “zor olanı seçmek” anlamına geliyor. Bu, bir süreç!.. Hem de insanın üstüne üstüne gelen bir süreç. Ancak, karamsarlığa düşmemek gerek. Türk dili ve Türk ulusu, doğasında ve cumhuriyet devriminde taşıdığı gizilgüce dayanarak Atatürk'ün deyimiyle bu “boyunduruk”tan kurtulacak, zoru başaracaktır...
Namık Kemallerden, Tevfik Fikretlerden bu yana adım adım uygarlaşma ve özgürleşme merdivenlerini tırmanmış, aydınlanma sıçraması yaşamış bir halk, boğazını sıkan gerici ve yıkıcı çılgınlığa elbet bir gün dur diyecektir!
|