"Anayasada yer alan ant içme maddesi 59 sözcükten oluşmaktadır. Doğru okuyabilen milletvekillerinin sayısı çok azdır. Ömer Asım Aksoy, sunucuların bile doğru vurgulayamayacağını söylemiştir. Türkçe için doğru olmayan bir tümcedir ama laik, egemenlik gibi sözcükler doğru seslendirilebilir. Ortaçağda gezinen bir meclisimiz var ne yazık ki… Genç insanlara ne verirsek onu alıyoruz. Tahliye, keyif, kayıp gibi eski sözcüklere merak sardı genç insanlar ve bu arada genç muhabirler. ‘Kaybetmek’ sözünü ‘kayıp etmek’ diye, ‘zehretmek’ sözünü ‘zehir etmek’ diye yazıyorlar TV’lerde. Dini vecizelerini yerine getirmek diye okuyor muhabir. ‘Uzman köpekler de olay yerinde’ diye haber veriliyor. ‘Uzman köpek’ olur mu düşünülmüyor. ‘Tahliye oldu’ diye kullanılıyor, bunun yerine ‘boşaltılmak’ ya da ‘serbest bırakılmak’ kullanılabilir. Diyelim ki tahliye kullanılacak, ‘tahliye edildi’ diye kullanılabilir. Habercilerin masalarında sözlük göremiyoruz, bazılarında ise TDK’nin sözlüğü var; böylece baştan yitiriyorlar. ‘Şûra’ sözcüğü de moda oldu, muhabirler bunu ‘şura’ diye okuyor. Nedeni sorulduğunda da ‘düzeltme imi kaldırıldı ya’ diyorlar, oysaki kaldırılmadı. Türkçe, yazıldığı gibi okunan değil, büyük ölçüde yazıldığı gibi okunan bir dildir. Yayınevlerinde yapıtları yayına hazırlayanların işi de zor, herkes farklı farklı yazıyor ve bunu biçem sanıyor. Kesme imini kullanamıyoruz. Televizyonun altyazısında Erdoğan ailesinin nereye gittiğinin bilinmediğinden söz edilirken aynı televizyonda aynı haber bülteninde üç farklı biçimde yazıldığını gördüm: Erdoğan’lar’ın nereye gittiği…, Erdoğan’ların nereye gittiği…, Erdoğanlar’ın nereye gittiği… (…) Hasan Pulur, Cüneyt Arcayürek kuşağı dilini iyi kullanan bir kuşaktı. Genç gazeteciler dilsizlikten iyi okur olarak kurtulabilir. Niye ‘basın yayın’ yerine ‘medya’ diyoruz? Basın yayın kuruluşları kentlerin dışına çıkıp kulelere, plazalara yerleştikten sonra bizden uzaklaştı. Doğru bulmadıklarımıza yurt bilinciyle tepki göstereceğiz. Düşüncelerimizi örgütlerimizle tepkiye dönüştüreceğiz. Yabancı ülkelerdeki yabancı çocuklara neden Türkçe öğretip ülkemizdeki çocuklara neden Türkçe öğretmediklerini düşünmek gerek…" Ahmet Abakay, "Ne ekersen onu biçersin" diye başladığı konuşmasını -özetle- şöyle sürdürdü: "Bakan kendi dilini koruyamıyor. Bu suç değil; ama ayıp! Çünkü hayran kaldığı dil Türkçe değil. 1980 darbesi, Madımak’ta aydınların yakılışı gibi tarihimizde utanç duyulacak olaylar vardır. Basın sadece dilsiz değil, aynı zamanda görmüyor, duymuyor, yazmıyor. Daha önce Özal’a, şimdi de AKP’ye yakın duran gazeteciler artık neyse ki kendilerine solcu demiyor, liberal vs. diyorlar. Dildeki arılaşmanın öncüleri arasında gazeteciler yanında politikacılar da olmalıdır. Her ülkenin politikacısı kendi diline sahip çıkar, saygı duyar. Bizimkiler Türkçeyi sevmiyorlar. Cumhuriyeti sevmediler çünkü. Şaşırtıcı bir şey değil bu; iktidar medya ilişkisinde düşünce suçları her zaman önemli bir yer tutmuştur. Zeynep Altıok Madımak nedeniyle çok konuştuğu için Doğuş Üniversitesi tarafından işine son verildi. Özgürlüğün kalesi olması gereken üniversitelerde yapıyorlar bunu. Terör saldırısında ölen kişiler için 'üç adet bilinmeyen şahıs' diye konuştu bakan. (...) Yazarları örnek almamak en büyük kazanç bugün, el yordamıyla gitseniz daha iyi… Sorun ideolojik, iktidarla ilgili… 'Benim sendikalarım, benim ordum, benim medyam, benim devletim, benim radyom' diyor, yakında 'benim anayasam' da diyecek." |