Mustafa Kemal Atatürk'ü Saygıyla Anıyoruz!
ATATÜRK’E SAYGISIZLIK YAPANLARI ŞİDDETLE KINIYORUZ!
Dil Derneği Yönetim Kurulu Adına
SEVGİ ÖZEL
Laik cumhuriyetimizin kurucusu, devrimlerin yapıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamadan anmamak, onu doğru anlamak için onun “Nutuk/Söylev”ini sık sık okuyalım!
“Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk, Birinci Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Birinci Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış; kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendi güvenlerini sürdürecek her-hangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...”
Mustafa Kemal’in, Anadolu’ya geçmeye karar verdiği, “19 Mayıs 1919’da Genel Durum ve Görünüm” buydu.
“(…) Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.
Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda olmaktan öteye gidemez.
Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek; insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Doğrusu bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez.
Oysa Türkün onuru, özsaygısı ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. Öyleyse ya bağımsızlık ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktı. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranılacağını düşünelim. Ne olacaktı? Tutsaklık.
Sonra Osmanlı soyunun ve saltanatının sürdürülmesine çalışmak, kuşkusuz Türk ulusuna karşı en büyük kötülüğü yapmaktı.”
Mustafa Kemal kararlıydı; ulusa bu kötülüğü yapmayacak, yapanların önüne dikilecekti:
“(…) Osmanlı Hükümetine Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine başkaldırmak ve bütün ulusu ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu.”
Öyle yaptı; padişaha da dünyaya da başkaldırdı. Ulusu ayağa kaldırdı: “Bağımsızlığa ulaşıncaya kadar bütün ulusla birlikte, özveriyle çalışacağıma kutsal inançlarım adına ant içtim. Artık benim için Anadolu’dan ayrılmak söz konusu olamaz” dedi, boynunda idam fermanıyla yollara düştü. Yalnız yayılmacıyla değil, içimizdeki işbirlikçilerle yıllarca savaştı.
Atatürk Söylev’de, bağımsızlığa ulaşmak için verilen savaşın her noktasını, kişileri, olayları, belgeleriyle bir bir anlatır; bir bakıma halka 1919-23 arasında yaşananların hesabını verir. “Baylar, bizim yüzümüz her zaman ak ve temizdi, her zaman da ak ve temiz kalacaktır. Yüzü çirkin ve gönlü çirkinliklerle dolu olanlar, bizim yurtseverce, insanca ve namusluca davranışlarımızı, bayağı ve çirkin tutkuları yüzünden, çirkin göstermeye kalkışanlardır” der.
Cumhuriyet 102 yaşında… Bugün “gönlü çirkinlikle dolu” olanlar; Atatürk’le, yapıcısı olduğu devrimlerle hesaplaşanlar, ulusça verilen Kurtuluş Savaşını bile yadsıyorlar.
Mustafa Kemal’in ve “Mustafa Kemalce düşünen” devrimcilerin “yurtseverce, insanca, namusluca” direnmesini, düşünce özgürlüğünün ekmeğin askıda olmasını umursamıyorlar. Kurtuluş Savaşı sürerken olanaksızı olanaklı kılarak kurduğu meclisteki sıcak koltuklara kurulanlar, cumhuriyetin kazanımlarını tepe tepe kullananlar Atatürkümüze asla kabul edemeyeceğimiz, içtenliksiz bir özürle geçiştirilemeyecek sözcüklerle saldırıyorlar. Toplumun duyarlı noktaları inanç ve köken ayrımını siyasaya araç yaparak Türkü, Türkçeyi bile çirkin çirkin tartışıyorlar. Laik eğitim sonlandırılırken halkın yoksulluğuna, eğitim düzeyinin düşürülmesine çanak tutarak çıkar peşinde koşuyorlar. Dinciliğe ve ırkçılığa sarılanlar gerçekte Atatürk’ten, Atatürkçü düşünceden ve devrimlerden korkuyor, korktukça da saldırganlaşıyorlar.
Mustafa Kemal Atatürk, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur; bağımsızlığı ve yok edilmek istenen bir ülkeyi Kurtuluş Savaşıyla özgürleştirmiştir! Ulusunu “kulluk”tan, yobazın yayılmacının zulmünden kurtaran yiğit bir devrimcidir. “Yurtta barış, dünyada barış” çağrısı yapan tek devlet adamıdır. Yüzyıllarca “ümmi ümmet kul” olan bir halka ortak dil ve laik eğitimle yurttaş kimliği kazandıran halkçı devlet adamıdır! Ussal, bilimsel, sanatsal olanla halkının yolunu açmıştır. Halk için kazanmış, kazanımlarını halka bağışlamıştır.
Atatürkçü olmak, aklın öncülüğünü tanımaktır. Atatürk gibi onurlu ve yürekli olmaktır! Atatürkçülük, yaptığı her şeyin hesabını ulusuna veren Atatürk kadar namuslu, Atatürk gibi yüzü ve vicdanı tertemiz bir yurtsever, Atatürk gibi insancıl, Atatürk gibi adil olmaktır.
Atatürkçülükten, devrimlerden, laik cumhuriyetten kesinlikle caymayacağımızı ulusumuza bildiriyoruz!Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü özlemle anıyoruz!