Cengiz Bektaş, Anadolu’nun mimarıdır; bu toprakların yarattığı özgün mimariyi çağdaş ama doğal yaşamın dışında olmayan gereçlerle yeniden üreten bir yapıcıdır. Bu anlamda bir örnek oluşturduğu gibi, kendinden sonraki mimar kuşağı için de bir pusula görevi görür. Mesleği için şöyle diyor Bektaş: “Yapı benim için bir kimlik, bir organizmadır. Mesela Mihrimah, bir kadına duyulan yasak sevgidir. Şehzadebaşı bir hüzündür; karısı yüzünde ilk karısından olan çocuğunu öldürmüş bir adamın hüznüdür. Süleymaniye Süleyman'dır. Yazı gibi, yapı da bir süre sonra başını alıp gidiyor, sizi de peşinden sürüklüyor. Detay sizi kandırıyor. Mikelanj'ın altın orağından söz ediliyor, ama Mikelanj'ın mimarlığından hiç söz edilmiyor. Mimar yalan söylememeli dış yüzde de, ayrıntılarda da...Yapay konularla yapay gerçeklik duygusunu yitirmemeli... Bu yüzden beni detay çok ilgilendirmiyor. Beni yapıya bir kişilik bir kimlik verebilmek ilgilendiriyor. Bundan ötesi benim için teknoloji ve ayrıntıdan ibaret. Kendi kültürünün, geleneğinin ne olduğunu bilmeyen kişilerin bilgisizliği uyarınca yapılan yapılar, 'Bu geçmişin çocukları bunlar olabilir mi?' sorusunu akla getiriyor. Bana göre mimar, özellikle de bizim mimarlarımız, kültür birikiminin bilincinde olmalı. Mimarlık elbette ki insanlar için, bu çağda onlara insancıl oylumlar sunmak için yapılmalıdır.” Cengiz Bektaş, 25 çeşitli iş ödülün yanı sıra, iki kez Ulusal Mimarlık Ödülü aldı. 1989’da Makedonya Mimarlar Odası Ödülünü, 2001’de Akdeniz Üniversitesi’ndeki uygulaması nedeniyle Ağahan Ödülünü kazandı. Ayrıca Abdi İpekçi Barış Özel Ödülü, Didim Barış Şenliği Onur Ödülü, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Aydınlanma Onur Ödülü gibi tümünü bir çırpıda sayamayacağımız denli çok ödüle değer görüldü. |